26 Mayıs 2012 Cumartesi

Eğil Gezisi

Bu gün farklı birşey yapalım dedik bizimkilerle ve Diyarbakır'a 50 km mesafedeki Eğil ilçesine gitmeye karar verdik. Daha doğrusu ben karar verdim. Eşim de söylene söylene kabul etti. Yok orada ne varmış ki. Yok boşuna gidiyormuşuz falan. Diyarbakır Ergani yolundan Eğil'e doğru saptığımızda farklı bir yere gittiğimiz anlaşılıyordu artık. Eğil'e yaklaşırken bir de yağmur başladı. Bardaktan boşanırcasına. Biz bu yağmurun birazdan duracağını ümit ederek devam ettik. Eğil dağın tepesinde şirin bir ilçe. Bahçeli evlerini çok sevdim.

Eğil

İnternette fazla bilgi bulamamıştım ilçeyle ilgili. Neyse "devam edelim bakalım", diyerek küçücük, şirin ilçenin içinden geçtik. Aşağı doğru inmeye başladık. Bir yandan da orada birşey yoksa eşimin neler söyleyeceğini düşünüyordum. Aşağıda bizi koca baraj gölü karşıladı. Biz buralarda suya hasret olduğumuz için göle benzer herşey çok hoşumuza gider. Bir de içindeki tekneleri hatta feribotu görünce iyice şaşırdık. Eşim, "Ben bunu nasıl daha önce görmedim?" demeye bile başladı. Yağmur durmak üzereydi. Biz de iyice kesilene kadar yemek yiyelim bari dedik. Eşim yine her zamanki kötümser tavrıyla "Burada yemek olmasını bekleme", dedi ama tabii yine yanıldı.
Eğil- baraj gölü

Baraj gölü kıyısında çok şirin birkaç lokanta vardı. Bazılarının resimleri burada gitmek isteyenler için. Ayrıca Karacadağ Kalkınma Ajansı desteğiyle 30 metrekarelik toplam 9 bungalov tipi ev yapmışlar.Yazın gidip orada kalsak mı acaba?

Bungalovlar

Biz yemek için Diyarbakır Valiliği'ne ait olduğunu öğrendiğim "Sosyal Tesisler"e gittik. Harika balık yapıyorlar. Bu arada yağmur durdu ve güneş parlamaya başladı. Tekne gezisi yapalım dedik. Grup fiyatı 20 TL.

Eğil baraj gölü-feribot

Gölü dolaşıp kayalara oyulmuş kral mezarlarının fotoğraflarını çektik. Dünyada buna benzer pek çok yer binlerce turistin uğrak yeri. Burası böyle olduğu için biraz üzüldüm ama bir yandan da sevindim. Kimsenin fazla bilmediği tarihi ve gizemli bir yere gittim ben. Hergün yirmi bin kişi kuyruk olsa o havası kalmazdı sanki. Yani oraya gitmeyin sakın. Bana kalsın istiyorum (şaka tabii.).

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları


Eğil'in tarihi Milattan önce 3 binli yıllara dayanıyormuş. Asurlular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklu, Osmanlı ve ara dönemlerde diğer medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Eğil hakkında ayrıntılı bilgiyi sonunda bir sitede buldum. Meğer Ermeni ve Asur krallarına ait bu mezarların içi boş odalar şeklindeymiş.Siz de buradan ulaşabilirsiniz. Gerçi okuyunca ne hazinelerimiz olduğunu ve bunların kimse farkına bile varmadan suların altında kaldığını anlayıp derin bir ah çekiyorsunuz ama ne yapalım artık kalanları kurtaralım bari.


Eğil-kral mezarları-merdiven

Eğil-kral mezarları
Yukarı çıktığınızda Asur Kalesini görebilirsiniz. Bu kaleye biz çıkamadık. Açıkçası bir uçurumun kenarında olduğu için çocuklar düşer diye korktuk.

Eğil'den çıktığınızda Peygamber Kabirlerini işaret eden bir tabela görüyorsunuz. Orada bir restorasyon sürüyor şu anda.Bu bölgede Zülküfl, Elyesa, Harun-u Asefi,Yunus(Zennun), Melak, Harut peygamberlerin kabirleri var.(1801 yılı Osmanlı Diyarbakır Salnameleri.4/208) Bunlardan Hz.Melak dışındakilerin ismi Kur’an’da geçiyor. Aslında bölge halkı Eğil'e daha çok bu kabirleri ziyaret için geliyor. Manevi bir destek için  gitmeye değer bir yer burası. Tabii restorasyonu tamamlanırsa daha iyi olacak.

Türbeler-restorasyon



Eğil'de yemek

Eğil Baraj Gölü-Sosyal Tesisler

Eğil'de birkaç lokanta var. Biz daha önce de söylediğim gibi Sosyal Tesisler'de yedik. Ama siz diğerlerini de deneyebilirsiniz. Zaten biz yağmurdan kendimizi ilk bulduğumuz yere attık ama memnun kaldık. Gece 10'a kadar açıkmış lokantalar. Yaz akşamlarında da göl kenarı iyi olur hani.

Diyarbakır Kitap Fuarı'na gittim.

Kitap fuarına ikinci günü gittim. Bu yıl okullar da büyük ilgi gösteriyor. Öğrencilerini grup halinde fuara getirip istedikleri kitapları seçmelerini sağlıyorlardı. Çocuklar da bu sayede belki de ilk defa kendi istedikleri kitabı almanın tadına varıyorlar. Ben bir kitap delisi olarak yine kendimi kaybettim ama sonra evde onları nereye koyacağım düşüncesi kendimi toparlamama yardımcı oldu. Kızımın çok istediği "Saftirik Greg'in Günlüğü" serisinden iki kitap aldım ona. Günler öncesinden internette araştırma yapıp Epsilon yayınevi tarafından basıldığını öğrenmiş. Ayrıca oğluma Tübitak yayınlarından "100 Bilimsel Deney" ve kolay çizim yapmayı sağlayan "Kolayca Çizim" Hayvanlar kitaplarını aldım. Daha önce de yazdığım gibi çocuk kitaplarında büyük ilerleme var. Bir Dolap Kitap blogunun yazarlarının niye çocuk kitapları okuduğunu anlıyorum şimdi. Kendime de evdeki yer sorunu yüzünden sadece Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna" kitabını aldım. Aslında Pegem yayınevi bu yıl stand açmadığı için almak istediğim bazı kitapları alamadım. Bugün Cumartesi olduğu için Eğil gezisinden dönerken fuara tekrar uğramayı düşündüm ama önünden geçerken gördüğüm araba sayısı beni bayağı korkuttu. İçerisinin ne kadar kalabalık olacağını düşünüp vazgeçtim. Umarım seneye daha da geniş katılımlı bir fuar olur. Diyarbakır'da Kitap Fuarı düzenlenmesine katkısı olan herkese teşekkürler.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Yaşasın! Kadın otobüs şoförlerimiz var artık.

Geçen gün gördüğüm manzara gözlerimin faltaşı gibi açılmasına neden oldu. Gördüğüm doğru mu diye bir daha baktım. Evet, doğruydu. Meğer Bağlar Belediyesi'nde, AB desteğiyle hazırlanan 'Değişim ve Gelişim İçin Kadınlar Meslek Ediniyor' projesi kapsamında 2 kadın otobüs şoförü eğitimlerini tamamlayarak trafiğe çıkmış. Çok sevindim. Ne diyebilirim ki kolay gelsin. Zaten bu şehirde erkekler kadınlar kadar hızlı değişse herşey farklı olurdu. Belki otobüslerde oldukça kaba bir şekilde konuşan erkekler de biraz kendilerine çeki düzen verir.


25 Nisan 2012 Çarşamba

Diyarbakır Surları

(Surların bir kısmını gezmek için tıklayın.)

Her gün önünden geçtiğimiz surlara hiç şöyle durup da bakmadığımı fark ettim geçen gün. Nereden mi çıktı bu? Uluslararası Diyarbakır Surları Sempozyumu düzenlendi geçtiğimiz hafta. "Surlar mı?" dedim kendi kendime. Ha, şu surlar. Hani insanların taşlarını ev yapımında kullandıkları. Hani restore edeceğiz diye acemi duvarcıların bahçe duvarı örer gibi örüp yamalı bohçaya çevirdikleri. Hani dünyanın başka yerinde olsa insanların bir çiçek gibi korumak isteyeceğinden emin olduğum ama bizim için bir taştan daha değerli olmayan şu surlar. Hani birlikte gezdiğimiz Danimarkalı mimarın dönüp dönüp, "Burada böyle bir şey olduğunu hiç bilmiyordum. Nasıl yani? Ama bu çok önemli." gibi şeyler mırıldanarak kafasını sallayıp durduğu. Yıkın gitsin. Yani ne gerek var ki? Artık sura ne gerek var? Yerlerine otopark falan yapalım ya da şöyle yirmi katlı bir iş merkezi. O bölgeler de çok değerlidir hani. İyi para eder.
Aslında az daha böyle bir yıkım olacakmış. Hatta bir kısmını yıkmayı başarmışlar da. Sıkı durun. Fıkra gibi. 1930'lu yıllarda o zamanki vali birgün sıcaktan bunalınca, "Yıkın bu surları, demiş. Ne bu yaa?(demiştir herhalde) Hava alamıyoruz". Sonra yıkım başlamış. Albert Gabriel adında bir Fransız (mekanı cennet olsun) koşmuş Ankara'ya. Adamcağız Ankara'da ortalığı birbirine katmasaymış bugün surlar bir hikayeden ibaret olacaktı. İnanamadınız değil mi? Ben de ilk duyduğumda inanamamıştım ama ne yazık ki gerçek. Dedim ya yıkın gitsin. Hem böyle hava da alamıyoruz.




9 Şubat 2012 Perşembe

Diyarbakır'da yemek 1

Bundan sonra Diyarbakır'da gittiğim lokantaları tanıtacağım. İlk olarak geçenlerde gittiğim bir lokantadan bahsetmek istiyorum. Eski adı Gaziantep Kebap eviydi. Yeni adı Saçı beyaz. Öncelikle bu adı pek beğenmediğimi söylemeliyim. Ama yemekler gayet güzeldi. Tavsiye ederim. Klasik bir Diyarbakır et lokantası. Ne çok lüks ne de fazla salaş. Ailenizle gitmek için ideal.
Gitmek isteyenler için adresi
Diclekent Bulvarı Kardemir Apartmanı Altı Merkez / Diyarbakır
Diyarbakır Electro world mağazasının birkaç bina ilerisinde.

Snow, snow go away.

Daha önce bir yazımda Diyarbakır'da havanın kışın çok iyi olduğunu ama birkaç yılda bir şiddetli bir kış yaşandığını söylemiştim ya işte bu yıl öyle bir yıl. Yine de burası diğer bölgelerle kıyaslanamaz. Televizyonda gördüğüm kadarıyla her yer karlı. Bugün radyoda biri "Karlar ülkesine merhaba" dedi mesela. Biz bugüne kadar üç ya da dört günü karlı geçirdik o kadar. Dört beş yıldır kar yağmıyordu. Zaten karı özlemiştik.

Şubat'ta kar yağmasından çok korkarım aslında. Sanırım 1987 yılıydı. Şubat ayında bir kar yağdı. Sonra da bir ay yerde donup kaldı. Sokağa çıkıp yürüyememiştik bir ay boyunca. Hiç unutmuyorum onu. Bir daha da öyle bir şey olmadı çok şükür. Bu yıl yağan karlar aynı gün eriyor ama yarın yine kar bekleniyormuş. Karar verdim karlı günleri sadece kar kısa sürede erirse seviyorum. Bir de mutlaka dışarı çıkmam gerekmiyorsa.

20 Aralık 2011 Salı

Diyarbakır Texas mı, Paris mi?



Bu yazıyı yazmamım nedeni en son yazıma gelen bir yorum oldu. Yorumu yapan kişi aslında herkesin düşündüklerini özetlemişti.
Diyordu ki “dostum ben de Diyarbakır’a gelmeyi planlıyorum ama polis falan taşlıyorlar terör olayları. Sanki şehir Texas gibi hakikaten. Bu konu hakkında bir yazı yazar mısın? Gerçekten öyle mi?”
Bu soruyu yıllardır o kadar çok kişiden duydum ki. Düşünün iş aslanın ağzında. İnsanlar bir memuriyet bulup buraya geliyor ve gelirken kafalarında aynı soru. Zaten buraya gelen herkes ilk gün sanki her an bir patlama bekliyormuş gibi bir yüz ifadesiyle dolaşır. Bir ay sonra ise benden çok gezmeye başlarlar.

Sorunun cevabına gelince... Öncelikle İstanbul’da yaşayanlara sormak istiyorum. Ben bir yabancıyım ve size “İstanbul nasıl güvenli bir yer mi?” diye soruyorum. Aslında televizyon haberlerine göre İstanbul hiç güvenli görünmüyor. Gazi Mahallesi diye bir yer var. Birileri taş atıp duruyor. Orada burada birkaç ayda bir bombalar patlıyor. Geçen gün çocuğun birine İstiklal Caddesinde saldırdılar mesela. Şimdi siz “İstanbul hiç güvenli değil. Orada nasıl yaşıyorsunuz?” diye soran birine ne dersiniz? Sanırım şöyle bir şey olur cevabınız, “İstanbul çok büyük. Sadece bazı bölgelerinde bazen olaylar olur ama biz de bunu çoğu zaman televizyondan duyarız.” İşte ben de size aynı cevabı vereceğim. “Diyarbakır çok büyük. Sadece bazı bölgelerinde bazen olaylar olur ama biz de bunu çoğu zaman televizyondan duyarız.”

Yani buradaki her çocuk taş falan atmıyor. Ben şahsen daha hiç karşılaşmadım. Tabii olaylı günlerde olay olan mahallelere-ki bunlar da genelde gecekondu semtleridir- özellikle giderseniz görürsünüz o başka. Basın buraya olay olduğunda gelir ve sadece olaylı mahalleleri çeker. Ne yazık ki bu nedenle dışarıdan gelen insanlar burada sokakta yürürken her an kafasına bir taş yiyebileceğini düşünüyor. Tabii burası çok sakin demiyorum. Bazen tehlikeli olabilir ama İstanbul kadar işte.

Not: Diyarbakır'ı izlemek isterseniz tıklayın.

15 Aralık 2011 Perşembe

Diyarbakır şivesi

Diyarbakır dört kapi
Git bak o yar ne yapi
Beni gördüğü zaman
Başka küçeye sapi

Diyarbakır türkülerine bir örnek bu yazdığım. Aslında kültürel birçok faktör var bu dörtlükte. Diyarbakır şivesine güzel bir örnek her şeyden önce. “Ne yapıyor?” yerine kısaca “ne yapi?” daha kestirme değil mi? Ayrıca Diyarbakır şivesinde kelimenin sonunda “ı” harfi varsa “i”ye dönüşür (kapi). Kapı ne diye merak ederseniz şehrin çevresindeki surların (eski dildeki kullanımıyla bedenlerin) kapıları bunlar. Dağ Kapı, Yeni Kapı, Urfa Kapı, Mardin Kapı. Son olarak “küçe” sokak demek. Eskiden kimse sokak demezdi ama şimdi “küçe” deseniz çok az kişi anlar.

Diyarbakır şivesinin bu şive ile yeni tanışanlar tarafından en ilginç bulunan özelliği ise soruların sonundaki -mı ekinin kullanılmaması. İngilizce'de de olan bu özellik vurguyla soru sorma anlamına geliyor. Yani "geldin mi?" değil "geldiiiin?

Diyarbakır şivesini hemşehrimiz Kadri Göral şiirinde çok güzel örneklemiş. Yanlış anlamadıysam bu İhsan, Ankara'ya okumaya falan gidip orada kendine bir kız arkadaş bulan Diyarbakır'lı bir genç. Bu şiiri yazarının sesiyle Youtube da buraya tıklayarak izleyebilirsiniz. Bilebildiğim kadarıyla bazı kelimelerin anlamlarını da yazmaya çalıştım.

MEKTUP
oğlum Ehsan!
ana heyran nasılsan?
ne haldasan?
biz seni aramasah sormasah
sen bizi ne arisan ne de sorisan
sen ne hersiz bir evlatmişsan
bemırad olmiyasan
hahın kızınan gezisen dolaşisan (hah:el alem)
edemisen anan mektup yazasan?
heç Allah'tan korhmisan bizi merakta bırahisan?
dünegin dayın oğli hüsen gelmişti ankara'dan
getmişem sağlık haberin ondan almişam
seni belediye otobozunda görmiş bir kıznan
sözlüm diye bahsetmişsen o kızdan
bir de yüzüg tahmişsan barmağan
niye oğlum sen anasız kalmişsan
sansahan evlenmağa kahmişsan? (sansahan: kendi kendine)
hüsen'e dedim ki;
"hüsen! hele birezım kızi anlat" (birezım: biraz)
dedi ki:
"ne anlatayım deyza, ay parçası bemıraza"
gülende güller açi
ağliyanda incinen mercan saçi
bele güzel ne görülmiş ne duyilmiş
hak teala öz nurundan yaratmis.
Ehsan!
niye sen hırıf olmişsan
böyükleren danışmadan evlenmağa kahmişsan
kardaşından da mi ibret almisan?
getti bir tango kız getirdi
ne kendisi rehet etti
ne de bizi rehet ettirdi
kız da kız olaydı üregım yanmazdı
ele zaif ele zaif ki
ayni çırtik Eso'ya benzidi
çirpi gibi bacaği
emin ağanın ayağı gibi ayaği
çamaşır tokacı gibi de elleri vardi
ne ağlidi ağliyasan
ne gülidi gülesen
ne konulmağımızı begenidi
ne bitirdiğimizi yeyidi
zıkkımın köküni yiyeydi
hırçikli meftüneyi ağzına koymidi (meftüne: Diyarbakır'ın en klasik patlıcan yemeği)
kibekudura kaşığını degdirmıdi (kibekudur: bir çeşit bulgur pilavı)
pencegoşt kebabından hanımın meğdesi bulanidi
her bişeye de kusur bulidi
her bişeye yengi yengi adlar tahidi; (yengi: yeni)
ben deyidim babakanuç
o deyidi "patlıcan ezmesi"
ben deyidim lebeni
o deyidi "yoğurt çorbası"

ben deyidim hılorik aşi
o deyidi "ekşili izmir köftesi"
yoh! carut değil faraşmiş
küçe değil sokahmiş
bellüe değil oluğmiş
hebene değil destiymiş
havuca pırçikli demah ayipmiş
ben bele konuşiyam diye de benden utanimiş.(bele: böyle)
niye kendi yaptığından utanmidi
gün evle olidi yatahtan kahidi
ne hevşi süpüridi ne ayah yoluna su dökidi (Hevş: avlu)
benim elimden çaput
onun elinden roman düşmidi
gezmağa gidende de hanımın kızı en öge o düşidi. (öge: öne)
birgün baban tükenden geldi (tüken: dükkan)
sakosi çininde içeri girdi
hanımın kızı yerinden bile teprenmedi (teprenmek: kıpırdamak)
baban çoh ağırına gitti
bırahsam, alimallah saçini pırçigini yolacahti.
ben ne şanssız bir kariymişam anam!
kaynanaların zalım zamanında gelin olmişam
gelinlerin zalım zamanında da kaynana olmişam
kime ne etmişem ki bulmişam.
Ehsan! sen sen olasan
akli başında bir kız alasan
ister Diyarbakır'li olsun
istersen yedi yabancidan olsun
yeter ki helal süt emmiş bir kız olsun
istiyem ki sonradan peşman olmiyasan
kari kısmi ayakkabı değil ki sıhtimi çıharasan atasan
namusumdur diyecahsan
ömribillah çekecahsan.
Ehsan! biliyem eyisen hoşsan
herşeye çabuh kızisan
kızanda da alalo gibi kabarisan (alalo: hindi)
oğlum! asebi erkegin kahri çoh olur
kahır çeken kari zor bulunur
onun için karilarm hamuri sabırnan yoğrulmuştur.
onlar hanımdır
onlar hatundur
onlar sultandır
onların mekanı cennet-i âlâdır
onlar ışıhtır
onlar nurdur
onlar yüce Allah'ın erkeklere bir lütfudur.

Bu şiiri dinlediğimde sanki tanıdığım bir kadını dinliyor gibi oluyorum. Artık televizyon sayesinde her bölgede olduğu gibi burada da yeni nesil daha standart bir dil konuşuyor ama Kadri Göral ne güzel gözlemlemiş Diyarbakır'lı yaşlı kadınları. "Kaynanaların zalım zamanında gelin olmişam, gelinlerin zalım zamanında da kaynana olmişam " sözünü bugün çalışan gelinin çocuklarına bakmak zorunda olan birçok kadın hala kullanıyor. 

27 Ekim 2011 Perşembe

Surp Giragos Kilisesi restore edildi.

Surp Giragos Church. Click here for a panoramic tour.

Diyarbakır'da 350 yıllık tarihiyle Ortadoğu'nun en büyük Ermeni kilisesi olan Surp Giragos ibadete açıldı. Diyarbakır Sur İlçesi’nin Fatihpaşa Mahallesi’ndeki, 1915 yılına kadar metropolitlik olarak kullanılan Surp Giragos Kilisesi'ni hıncahınç dolduran Ermeniler, Kürtler ve Türkler mihrabın önünde kendi dilleriyle barış için dua ettiler, mum diktiler. 1915 yılına kadar metropolitlik merkezi olan ve bu yüzden Ortodoks Ermeni cemaatinin çok önem verdiği Surp Giragos, 1. Dünya Savaşı’nda Alman Karargahı, daha sonra da Sümerbank’ın pamuk deposu olarak kullanılmış. 1883’te Ermeni usta Tavit Hızırcıyan tarafından yapılan altın haçlı Çan Kulesi 1915’te kentteki minarelerden yüksek olduğu gerekçesiyle top ateşiyle yıkılmış. 29 metrelik bu kule de tekrar yapılacak.

14 Haziran 2011 Salı

Bloga yazı eklemeyeli çok uzun zaman oldu. Aslında bunun temel nedeni blogların bir süre için yasaklanması. Şu anda Diyarbakır'da alışık olmadığımız serin ve yağmurlu bir Haziran geçiriyoruz. Bugünlerde birçok apartmanda bir telaş var. Nedeni de doğal gaz hatlarının çekilmesi. Bütün apartmanlar doğal gaza geçmek zorunda. Aslında bunun nedenini anlamış değilim. Türkiye'de doğal gaz bulundu da benim mi haberim olmadı. Yurt dışından alınan birşey değil mi bu. Neden bu kadar benimsedik? Tamam iyi hoş, hava kirliliğini azaltır falan ama gerçekten büyük bir masraf gerektiriyor. Eski evler neredeyse baştan aşağı kazılıp hatlar döşeniyor. Büyük iş yani.

Seçim sonuçlarını aldık. Hayırlı olsun hepimize. Ben kendi adıma sadece huzur istiyorum. Kimin kazandığı hiç önemli değil. Bu ülkede ben gençlerin artık insan gibi yaşamasını istiyorum. Hep, "ileride ne yapacağım, ne olacağım", diye korku içerisinde okul, dershane, ev arasında gidip gelen çocuklara baktıkça çok üzülüyorum. Bu enerji fazlasının iyi kullanılması gerek. Çalışmak isteyen insanın iş bulabilmesini istiyorum. İnsanların emeğinin sömürülmemesini istiyorum. Özel sektör insanlara iki kuruş verip günde bazen 12 saat çalıştırıyor. Bunun engellenmesini istiyorum. Modern köleler olmasın ne olur.
Herşeyden daha da çok istediğim şey ise huzur, sadece huzur. Haberleri korkmadan izlemek istiyorum.

29 Aralık 2010 Çarşamba

Diyarbakır hakkında ne düşünüyorsunuz?

(Bu yazı 29.12.2010 tarihli Zaman gazetesinden alınmıştır.) Dicle Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin (DÜSAMER), dışarıdan gelenlerin Diyarbakır hakkındaki algılarını ve güvenliğe ilişkin kaygılarını belirlemeyi amaçlayan araştırmasından çarpıcı sonuçlar çıktı.
Ankete katılanların yüzde 51'i, Diyarbakır hakkında olumsuz bir kanıya sahip olduğunu belirtti. Şehre ilk kez gelenler, 'güvenli olmayan bir yer, geri kalmış, feodal yapının hâkim olduğu yer ve etnik duyguları güçlü olduğu bölge' gibi yargılara sahip olduklarını belirtti. Ancak Diyarbakır'ı ziyaret ettikten sonra bu kanaat değişiyor. Dışarıdan gelenlerin yüzde 71'i ziyaretin ardından ön yargılarının kırıldığını vurguladı.
Araştırmada yöneltilen bazı sorular ve alınan cevaplar şöyle:
Araştırmaya katılanların Diyarbakır'a gelmeden önce Diyarbakır hakkındaki algısının oluşmasında etkili olan en önemli kaynağa göre dağılımı: %
Medya haberleri 68,94
TV dizileri 1,7
Çevremde yaşayan Diyarbakırlılar 22,86
Diğer 6,48
Toplam 293 100,0
Diyarbakır'a geldikten sonra araştırmaya katılanların algılarında meydana gelen değişmeye göre dağılım: %
Olumlu 71,0
Olumsuz 3,8
Hiç değişmedi 25,3
Toplam 100,0
Tekrar Diyarbakır'a gelmek istemelerine göre dağılımı (İmkanınız olsa Diyarbakır'a tekrar gelmek ister misiniz?): %
Evet 80,2
Kararsızım 9,9
Hayır 9,9
Total 100,0

4 Aralık 2010 Cumartesi

Diyarbakır'da Alışveriş II

 Bugün hava sıcaklığının da iyi olmasından yararlanarak en sevdiğim alışveriş mekanına gittim. Diyarbakır’da ÇARŞI dediğimiz eski alışveriş bölgesi. Sabah önce tarihi Hasanpaşa hanındaki Kahvaltıcı Kadri’ye gittik. Şu resimde gördüğünüz yerde kahvaltı etmek çok güzel gerçekten. Eskiden burası Han olarak kullanılırmış. Ben hep avludaki atları hayal ediyorum. En az 1500 kalorilik bir kahvaltıdan (4 çeşit peynir, ballı-fındıklı tereyağı, meyve, kavurmalı yumurta, iki-üç çeşit zeytin, közlenmiş biber etc. ) sonra aldığımız kalorileri yakmak için dolaşmaya başladık. İlk önce hemen alt katta bulunan Ensar Kitabevi'ni gezdik. Birkaç kitap almadan çıkamadık yine.


Yakınlarda bulunan ünlü aktar Kör Yusuf’tan bazı baharatlar aldıktan sonra yavaş yavaş Balıkçılarbaşı’na doğru yürümeye başladık. O ne renkli dükkânlar öyle. Hiçbir AVM bunların yerini tutamaz. Buralara ilk kez geliyorsanız tarihi Kuyumcular Çarşısı'na mutlaka uğrayın bence.

Diyarbakır Kuyumcular Çarşısı

Biz önce Vakıflar Hanı'ndaki kumaşçılara bir göz attık. Sonra da buralarda en sevdiğim alışveriş alanı olan Aşefçiler Çarşısı'na gittik. Biraz internette araştırma yaptım. Aşefçi, kadın bahçıvan demekmiş. Bu konudaki bilgileri buradan alabilirsiniz. Eskiden galiba yiyecek satılırmış ama bugün modern ifadeyle Ev Dekorasyonu konusunda aradığınız birçok şeyi iyi bir fiyata alabileceğiniz bir yer burası. Bu çarşıya gidip de bir şey almadan çıkan bir kadın olabileceğini hiç sanmıyorum. Ankara’daki Samanpazarı bana burayı hatırlatmıştı. Tabii ben 15 yıl önce gittim oraya. Hala aynı mı bilmem. Burası ben bildim bileli böyle. Kumaşlar, çeşit çeşit boncuklu, işlemeli salon takımları (30-60 TL) banyo için gereken her türlü aksesuar, mutfak malzemeleri ve daha neler. Sonra da çocukların sızlanmalarına dayanamayıp Japon Pasajı’nda turumuzu bitirdik. Buradan da bir sehpa takımı almadan çıkamadım ben (20 TL). Ekonomiye katkımız olsun değil mi?

31.01.2016 (Güncelleme)
5 yıl kadar önce yazdığım bu yazıyı demin tekrar okudum. İnsan kendi yazısını okurken ağlar mı? Ben ağlıyorum işte. Yukarıda yazdığım yerlerin bulunduğu Sur içinden günlerdir gelen bomba ve silah sesleri sebep buna. Zaten bazen görünen hiçbir şey yokken de bir ağlama alıyor beni. Bu tarihi şehir, onca medeniyetin gelip geçtiği Diyarbakır bunları hak etmemişti.

31 Ekim 2010 Pazar

Diyarbakır ve Trafik

İnanın son günlerde bu şehri artık tanıyamıyorum. Eskiden bir yerden diğerine gitmek için hiç bu kadar zaman harcamazdım. Şimdi ise yeşil ışığın yanması için trafikte 20 dakika beklediğim çok oluyor. Bu şehir ne zaman bu kadar büyüdü? Ne zaman her taraf arabayla doldu? Yoksa burası İstanbul da benim mi haberim yok? Ne olacak bu memleketin hali? (Not: Bu kadar da abartmayalım. Keşke tek sorunumuz trafik olsa.)

21 Ekim 2010 Perşembe

Diyarbakır Gezi - Ten Arched Bridge - On gözlü köprü

Dicle Nehrini yakından görmek isterseniz 11. yüzyılda yapılan ünlü On Gözlü Köprü sizin için iyi bir durak olacaktır.
If you want to enjoy a fine view of the Tigris flowing under, you should visit the 11th-century Ten Arched Bridge.





Ten Arched Bridge - Diyarbakır

Saint Georges Church - Saint Georges Kilisesi- Diyarbakır Gezi


Kırkdamaltı Kilisesi olarak da bilinen Saint Georges Kilisesi 3.yüzyılda yaptırılmıştır. 1283-1295 yılları arasında dekore edilmiştir. Birapsisli bazilikal planlı olan kilisede bulunan fresklerde, incilin hikâye ettiği tüm konular ile Selçuklu Sultanı II. Mesud’un resmi tasvir edilmiştir. Giriş bölümünü oluşturan mekan kayanın bir bölümünün kopması sonucu tahrip olmuştur. Yapının restorasyonu devam etmektedir.

Saint Georges Church was founded in the 3rd century. It was decorated between 1283-1295. In the frescos, it is possible to see the stories in the Bible and the picture of the Seljukian sultan Mesud II. The church is now being restored.





Saint Georges Church - Diyarbakır






Saint Georges Church - Diyarbakır

Syrian Orthodox Virgin Mary Church - Süryani Ortodoks Meryemana Kilisesi - Diyarbakır Gezi

Ortodoks Süryanilere ait bir kilisedir. 3. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen yapı, günümüze dek birkaç kez yanmış, yıkılmış, yenilenmiş, defalarca onarım geçirmiştir. Mardin'deki Deyr-ül Zafaran'dan gelen Patrik 2. Yakup, 1871 yılında ölene kadar burada yaşamış ve yapı o dönemde Patriklik Merkezi olarak hizmet vermiştir. Kilisede tuval üzerine yapılmış tarihi değeri bulunan 15 adet dini resim bulunmaktadır.

Virgin Mary Church church was founded in the 3rd century. By its literary works, decorated doors and other works of art, it is one of the most important Syrian churches in Diyarbakır. The church has a special meaning for the Syrian Community. Baptism of Saint Efrem in 303 AD and the promotion of Saint Yakup to the bishopric of Nusaybin in 309 AD increased its importance. In 1034, Virgin Mary Church hosted as Syrian Bishopric for specific periods. Until 1933, Diyarbakır stayed as the center of Syrian Archbishopry. There are 15 valuable canvas paintings in the church with religious themes.





Syrian Orthodox Virgin Mary Church- courtyard

Behram Paşa Mosque- Behram Paşa Camii - Diyarbakır Gezilecek yerler

Behram Paşa Mosque-Diyarbakır






Behram Paşa Mosque-Diyarbakır

   



Behram Paşa Mosque-Diyarbakır





Behram Paşa Mosque-Diyarbakır


Behram Paşa Mosque is one of the important historical mosques of Diyarbakır. It was built between 1564-72.

Behram Paşa Camii Diyarbakır’ın en önemli camileri arasında yer alır. 1564-72 yılları arasında Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan'ın eseri olduğunu biliyor muydunuz peki?

17 Ekim 2010 Pazar

Visiting Diyarbakır

UIt is now very easy to fly to Diyarbakır from the big cities of Turkey. Many leading airlines offer flights to the city (Pegasus, Atlas jet, THY, Sun express). A relieving information is that you don't have to spend much time on air.

İstanbul-Diyarbakır 110 min.
Ankara-Diyarbakır 70 min.
İzmir-Diyarbakır 130 min.
Antalya-Diyarbakır 100 min.

I have to warn you. In summer, the city is extremely hot. You'd better not come here in July and August at all. In this period, people generally leave the city and find a cooler place.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Diyarbakır - Ulaşım

Diyarbakır'a nasıl gidilir? Diyarbakır aslında büyük şehirlere insanların tahmininden çok daha yakın bir şehirdir. Bunun nedeni ise son yıllarda birçok şehre direkt uçuş olanağı bulunması.
Birçok havayolu şirketinin (Pegasus, Atlas jet, THY, Sun express) Diyarbakır'a seferi var.
İstanbul-Diyarbakır 110 dk
Ankara-Diyarbakır 70 dk.
İzmir-Diyarbakır 130 dk
Antalya-Diyarbakır 100 dk

13 Ekim 2010 Çarşamba

Diyarbakır'da hava

Başlığa bakınca belki de mecazi olarak kullandığımı düşündünüz ama ben gerçekten Diyarbakır'ın havasından söz edeceğim. Başka bir şehre gitmeden önce ben önce internetten o şehrin havasını araştırırım. Ona göre kıyafet almak için. Belki Diyarbakır için böyle bir araştırma yapan olur diye bu konuda biraz bilgi vermek istedim.

Diyarbakır'da iki mevsim vardır. Yaz ve kış. Ama yaz mevsimi de kendi içinde normal yaz ve cehennem sıcağı dönemi olarak ikiye ayrılabilir belki. Temmuz ve Ağustos ayları cehennem sıcağı dönemine girer. Bu aylarda Diyarbakır'a zorunlu değilseniz gelmemenizi öneririm. Mayıs, Haziran ve Eylül ayları ise başka şehirlerin yaz ayları tanımına daha uygundur. Kış çok yavaş gelir burada. Belki de yazın sonunu o kadar hasretle beklediğimizden bize öyle geliyor. Mesela bugün 13 Ekim ama dışarıdaki insanların yarısı kısa kollu kıyafetlerle dolaşıyor. Bence bu şehrin en güzel ayı Ekim. Mayıs da güzel ama bazen yaz aylarını aratmayan bir sıcak da olabiliyor. Ayrıca beni daha Mayıs ayından yazı nasıl geçireceğim endişesi kapladığı için bu ayın tadına varamıyorum.

Diyarbakır'da otuzdan fazla yıl yaşamış biri olarak kışla ilgili şöyle bir gözlemim var. Kış mevsimi normalde az yağışlı geçer. Neden bilmem ama yağmur genelde geceleri yağar. Hava fazla soğuk değildir. Tabii ki Antalya gibi değil ama hemen her gün biraz güneş görürsünüz. Yılda bir ya da iki defa kar yağar. O da bir iki gün sonra yok olur. Fakat bu söylediklerim normal kışlar için geçerli. Yaklaşık dört yılda bir felaket bir kış geçiririz. Kar buz soğuk hepsi bir arada. Bazen bir ay karın yerde kaldığı olur. Şimdi düşününce böyle üç veya dört kış hatırlıyorum. Yani şansınız varsa ve böyle bir kışa denk gelmezseniz kış mevsimi gayet rahat geçer.

10 Ekim 2010 Pazar

Çocukluğumdaki Diyarbakır

Bugün biraz kendi çocukluğumdaki Diyarbakır’dan söz etmek istiyorum. Çocukluğum Dağkapı, Bağlar ve Ofis semtlerinde geçti. Bağlar gecekondu mahallesiydi. Ofis semti ise Diyarbakır’ın mutena (bu kelimeyi de hayatımda ilk kez kullanıyorum) bir semti sayıldığı için oraya taşındığımızda bayağı sevinmiştik. Bu semtin bugünkü halini görünce inanması çok güç ama sokağımızda hemen hemen hiç araba yoktu. Sakin, sessiz ve elit bir yerdi burası. Dört veya beş katlı apartmanlardan oluşurdu. Bu apartmanların çevresinde ufak da olsa çocukların oynayabileceği bahçeler vardı. Benim çocukluğumda burası daha İstanbul trafiğine sahip değildi. sonra ben bir ara üniversitede okumak için şehri terkettim. Bu arada ne mi oldu? Ofis’teki binaların bahçeleri artan arabalara otopark sağlamak için yola katıldı önce. Sonra apartmanların zemin katları bin bir dalavereyle dükkâna dönüştürüldü. Bazı binalar yıkıldı ve yerlerine sekiz dokuz katlı yeni binalar yapıldı. Bunlar yapılırken de etraftaki bahçelerden eser kalmadı. Ofis artık iş merkezi olduğu için zemin katlardan sonra sıra diğer katlara geldi. Bilgisayarcılar, sendikalar, kuaförler, güzellik salonları hatta güvenlik şirketleri derken eski sakinleri bu semti birer birer terk etmeye başladılar.
Ofis artık dev yer altı otoparklarında bile yer bulunmayan Beyoğlu benzeri bir yere dönüştü. Hele bir Sanat Sokağı var ki her çeşit insanı orada görmek mümkün.
Benim çocukluğumdan beri Diyarbakır üç ya da dört kat büyümüştür herhalde. İnsanlar her on yılda bir şehir içinde de göç ediyorlar. Bu daha ne kadar sürecek merak ediyorum doğrusu.