31 Temmuz 2013 Çarşamba

Diyarbakır ne alemde?

Tarihi Ulu Cami Diyarbakır
Diyarbakır'dan bir ses vermek istedim sadece. Son yılların en serin yaz mevsimini geçiriyoruz bu yıl. Tabii Ağustos ayında bir sürprizle karşılaşmazsak.

Ramazan'ın da etkisiyle sokaklar gündüzleri bomboş. Geceleri ise iftardan 1 saat kadar sonra insanlar atıyor kendini dışarı. Sakin bir Ramazan ayı geçiriyoruz. Huzurlu olmayı özlemişim. Havalar da iyi gittiğine göre Allah'tan başka ne isterim ki.

2 Temmuz 2013 Salı

Temmuz ne zaman geldi?

Bu yıl Temmuz çok mu çabuk geldi acaba? Yoksa bana mı öyle geliyor? Her yıl olduğu gibi yine güzel, sıcak havamıza kavuştuk çok şükür. Bir yabancıya telefonda buradaki hava sıcaklığını söyledim. "That's impossible. You must be kidding" dedi. Tabii onun yaşadığı yer 25 derece. "Şaka yapmıyorum. Az bile söyledim. Sen Ağustos'ta bir gel de gör, şaka mı yapıyormuşum" dedim ona.

Bu Ramazan'da dışarıda çalışacaklar için ciddi bir hayati tehlike var bence. Çocukluğumda Ramazan ayı yaza denk geldiğinde bir yaşlı tanıdığı kaybetmiştik. Allah rahmet etsin adamcağız tabii ki o zamanlar klimasız olan kalabalık şehir içi otobüste Temmuz ya da Ağustos ayında hem de oruçlu olunca kalp krizi geçirmişti. Mekanı cennet olsun. Bu olayı hiç unutamıyorum. Umarım bu yıl böyle şeyler olmaz. Biz ne de olsa dışarıda değiliz. Her yerde de klima var ama bence insanlar oruç tutacaksa en azından işlerini hafifletmeli mümkünse. Bence işverenler de biraz insaflı olmalı. Bazen öyle olaylara şahit oluyorum ki gerçekten "insaf" diyorum.

10 Haziran 2013 Pazartesi

Diyarbakır'a Akdeniz'i istiyorum.


Bugün Akdeniz'e bakarken içimden geçenler bunlar işte. Diyarbakır'ı seviyorum ama Akdeniz ne güzel bir deniz Allah'ım. Işıl ışıl, masmavi. Başka denizler hatta okyanuslar gördüm ama Akdeniz'e hayranım. Günlerce bakabilirim böyle. Atalarım Akdeniz'i görmediler mi acaba? Şöyle bir ucuna da onlar yerleşse olmaz mıydı? Gerçi burada yaşayanlar denizin farkında bile değiller sanki. İnsan bir şeyi sürekli görünce ne kadar harika olduğunu anlamıyor galiba. Yoksa gemilerin bu harikulade denize çöplerini boşaltmalarına, paragöz uyanıkların etrafına türlü türlü çirkin yapılar dikmelerine izin vermezlerdi. Ben buralı olsam turistlerden çok para alırdım. Böyle üç kuruşa yetmiş iki milletin buraya gelip ortalığı kirletmesine de izin vermezdim. Ben de kime diyorsam bunu. Her gelişimde gördüklerime ben üzülürken onlar nasıl daha fazla kazanacaklarının derdinde. Ben Alanya'lı olsam memleketimi her gördüğümde kahrolurdum mesela. Ağaçlık alan kalmamış. Ne güzel cennet gibi bir yerdi halbuki. Neyse ben de Diyarbakır'ı kurtardım da sıra Akdeniz'e geldi. Artık onu da o bölgedekiler düşünsün.

12 Nisan 2013 Cuma

UNESCO Dünya Kültür Mirası uzmanları Diyarbakır’da



Bildiğiniz gibi Diyarbakır Surları UNESCO Dünya Kültür Mirasına aday.Türkiye sınırları içinde UNESCO Dünya Mirası listesine kayıtlı 14 yer var. İstanbul'un tarihi yarım adası, Göreme, Kapadokya ve Çatalhöyük gibi. Diyarbakır surlarının bu listeye alınmasına katkı sağlayacak etkinliklerden biri de 10-13 Nisan 2013 tarihleri arasında yapılmakta olan 'ICOMOS -ICOFORT Diyarbakır Toplantısı'.
Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi 


ICOMOS, Uluslar arası Anıtlar ve Sitler Konseyi, ICOFORT ise Uluslar arası Savunma Yapıları ve Askeri Miraslar Bilimsel Komitesi anlamına geliyor. Daha önce dünyanın çeşitli yerlerinde toplantılar düzenlemişler. Türkiye’de ilk toplantı Diyarbakır’da yapılıyor. İtalya, Yunanistan, A.B.D. gibi farklı ülkelerden gelen akademisyenlerin katılacağı toplantıları ve sunumları izlemek isteyenler için adres Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi B salonu.

11 Nisan 2013 Perşembe

Dicle Vadisi

Aşağıdaki haberi bugün Nvmsnbc sayfasında okudum. Bana çok ilginç geldi. Yıllardır Dicle Nehri çevresinin Diyarbakır'ın en güzel yeri olduğunu düşünürüm. Burada neden sadece gecekondular olduğunu da merak ederim. Sanırım bunu fark edenler olmuş sonunda. Umarım bu bölgeyi düzeltmekle kalmaz, oradaki korkunç durumdaki gecekondular yerine insanlara daha yaşanabilir evler de verirler.

"Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Diyarbakır'a Dicle Nehri ile bütünleşen yeni bir şehir kuracak.
Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre, hem kentsel dönüşümüne destek vermek hem de riskli binalardan kurtulmak için Diyarbakır'a yeni şehir inşa edilecek.
Bakanlık, bu amaçla tasarım çalışmaları yapmaya başladı. Dicle Nehri ile bütünleşecek yeni şehirde, yaklaşık 500 bin kişilik konut alanları yer alacak.
''Dicle Vadisi'' adı verilmesi planlanan yeni şehirde, yeşil alanlar, büyük meydanlar, sosyal donatılar, sağlık, eğitim tesisleriyle turizm ve alışveriş merkezleri de bulunacak."

7 Nisan 2013 Pazar

Marka şehir Diyarbakır – Gezi rehberi

Diyarbakır bu son gelişmelerden sonra son derece popüler bir şehir oldu. Yıllardır buraları merak edip de gelmeyenler için şimdi tam zamanı. Misal bugün sıcaklık 29 derece. Herkes yazlık gömlekleriyle geziyor. En ideal gezme zamanı yani. Unutmayın ki milattan önce 700 yılında kurulan Diyarbakır Hurriler, Asurlular, Medler, Romalılar, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Oğuzlar, Selçuklular ve Osmanlılardan kalma zengin bir tarihsel mirasa sahip.

Diyarbakır klasikleri:
Yemek: Kaburga dolması, kibe bumbar, içli köfte, ayvalı kavurma

Tatlı: Peynirli kadayıf

İçecek: Yayık ayranı, meyan kökü şerbeti (Tadının iyi olduğuna garanti veremem. Kokusu yüzünden ben hiç içemedim.)

Kahvaltı: Hasan Paşa hanı içerisindeki kahvaltıcılar

Diyarbakır sur içi gezi rehberi: Aşağıdaki eserlerin hepsi sur içi bölgesinde olduğundan birbirlerine yürüme mesafesindedir.

Diyarbakır surları: Bunun için fazla uğraşmanıza gerek yok. Eski Diyarbakır yani sur içinde kafanızı kaldırmanız yeterli zaten. 5 km uzunluğunda olduğu söyleniyor.

Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi: Eski Diyarbakır’ın avlulu evlerine çok güzel bir örnek.
Esma Ocak evi: Bu da eski evlerin çok iyi korunmuş bir örneği.

Camiler: Özellikle Ulu Cami Türkiye’nin en eski camilerinden biri. Taş işçiliği bir harika. Avlusunda da bir güneş saati var. Ayrıca Behrampaşa Cami ve Nebi Camiiyi de gezmeyi unutmayın.

Kiliseler: Surp Giragos kilisesi yeni restore edildi. Mart Thoma, Meryemana, Kırklar Kilisesi ve Mart Pityon Kiliseleri de görülebilecek yerler arasında.

Hanlar: Hasan Paşa hanında kahvaltı edip, Deliller hanında da bir kahve ya da çay içebilirsiniz mesela.
Çarşılar: Peynirciler ve yoğurtçular çarşısı, Sipahi çarşısı, Aşifçiler çarsısı

Ayrıca sur dışında On Gözlü Köprü’yü de unutmayalım. Dicle Nehri üzerinde çok eski bir köprü çünkü.

Diyarbakır yakınlarında mutlaka görülmesi gereken eserler: Eğil Peygamber mezarları, Eğil Kral mezarları, Silvan Hassuni Mağaraları

Tabii Diyarbakır’ı sadece sur içinden ibaretmiş gibi düşünmeyin. Gelmişken sizleri modern Diyarbakır’a da bekliyoruz. Ofis, Diclekent, Urfa yolu civarında da bir gezi fena olmaz hani. 

11 Ekim 2012 Perşembe

Diyarbakır'da yemek 2- Onur Ocakbaşı



Ailenizle birlikte Diyarbakır'da geleneksel Doğu mutfağının örnekleri olan kebap türlerini yemek için iyi, hesaplı ve köklü bir yer arıyorsanız Eski Diyarbakır'ın mahalle aralarından birinde, yani hiç ummadığınız bir yerde bulunan Onur Ocakbaşı tam size göre. Bulunduğu yer itibariyle oldukça mütevazı sayılmasına rağmen Diyarbakır'ın en tanınmış lokantalarından biridir. Biz ne zaman Dağkapı civarında yemek yiyecek bir yer arasak hemen aklımıza burası gelir. Günün her saatinde kalabalık olması ne kadar gözde olduğunun bir kanıtı olarak kabul edilebilir herhalde. Adresi: Gazi Cad. Süleyman Nazif Sok. (Akbank Merkez Şube Arkası)

Daha ayrıntılı bilgi almak için www.onurocakbasi.com

26 Temmuz 2012 Perşembe

Çok sıcak çok.

"Temmuz 15'ten Ağustos sonuna kadar bu şehirde kalmamak gerek" derim hep ama her yıl olduğu gibi bu yıl da bu tarihler arasında buradayım. Bu yaz hava alanımız da üç aylığına kapatıldı nedense. Artık bir yere uçmak için önce Batman'a gitmek zorundayız. Meğer hava alanımız ne kadar da önemliymiş. İnsan bir şeyi kaybedince değerini anlıyor. Hava yine çook sıcak. Gölgede 43 dereceymiş ama arabamdaki sıcaklık göstergesi 49'u gösteriyordu. Klimalar olmasa ne yapardık bilmiyorum. Hepimiz sobalı evlerdeki gibi aynı odaya tıkılmış oturuyoruz. Dışarıya pek çıkmıyorum. Zaten yazın mecbur kalmasam gündüzleri asla dışarı çıkmam. Allah bu Ramazan günlerinde dışarıda çalışmak zorunda kalanların yardımcısı olsun.

29 Haziran 2012 Cuma

Sultan dizisi

Sultan dizisini seyrediyor musunuz? Ben beğendim bu diziyi. Diyarbakır'daki insanları olduğu gibi göstermeye çalışıyor en azından. İtiraf edeyim bu diziyi ben özellikle Diyarbakır'da çekildiği için izliyorum. Hani vardır ya. Nasıl gösterdiler Diyarbakır'ı gibi. Şimdiye kadar gayet iyi bence. Tabii o tarihi ev Cahit Sıtkı Tarancı'nın şu anda müze olan evi. En son 50 yıl önce insanlar ailece böyle bir avlulu evde yaşıyorlardı ama olsun. Sonuçta çok iyi niyetli bir çaba var bu dizide. Ne yazık ki o tarihi sokaklarda artık gelir düzeyi oldukça düşük insanlar yaşıyor. Artık gerçek Diyarbakır surların dışında.

Dizideki konuşmalar eleştiriliyor. Diyarbakır şivesini yansıtmıyormuş ama zaten Diyarbakır'da da insanlar eğitim seviyelerine göre farklı şekilde konuşuyorlar. Mesela başrol oyuncusu Nurgül Yeşilçay gayet güzel başarıyor bunu. Babası rolünü oynayan oyuncu da öyle. Diğerleri de her bölümde daha iyiye gidiyorlar. Zaten o kadar da önemli değil bu. Fazla ağır şiveli konuşulan dizileri sevmiyorum ben. Bir tutarlılık olsun yeter. Yakında bütün dizi oyuncularını fahri hemşehrimiz ilan edebiliriz. Bizim bile unuttuğumuz bazı sözleri nereden buluyor bu yazarlar bilmiyorum. Bu arada "bibi" babaanne değil hala demektir. Bunu herhalde birileri söylemiş olacak ki son bölümde bu hatayı düzelttiler. Bence arada hiç olmazsa peynir satıcısı köylülerin birkaç kelime Kürtçe konuşması da fena olmazdı. Aslında yapımcıları da anlıyorum. Şair Nedim Dağdeviren'in Diyarbakır için yazdığı gibi "Yasaksız hangi şiir anlatsın seni?". Yani burada film çekmek zor iş. Ne yapsanız eleştiri alacak. Yine de Diyarbakır için çok iyi bir tanıtım yaptıklarını düşünüyorum. Acaba bu aralar çekim yapıyorlar mı? Yoksa önceki çekimler mi bunlar? Bu sıcakta çalışıyorlarsa oyuncuların arkalarına bakmadan kaçması an meselesidir.

Bu arada Vanlı kardeşlerimize biraz haksızlık oluyor sanki. Kahvaltıcı aileler falan. Bu Diyarbakır'da o kadar eski bir gelenek değil. Biz de Vanlılardan öğrendik galiba bunu. Haklarını yemeyelim şimdi.

Not: Sultan dizisinin karakterleri de diğer benzer dizilerde olduğu gibi apar topar İstanbul'a taşındı. Herkes bu dizilerdeki hızla İstanbul'a taşınıyorsa İstanbul'un haline şaşmamak lazım. Tabii dizinin de hiçbir özelliği kalmadı. Artık izlemiyorum o yüzden.

3 Haziran 2012 Pazar

Introducing Egil, a hidden treasure


Eğil is a small town very close to Diyarbakır city centre (50 km). It is famous for its tombs and ancient ruins, dating back to Asurians. The pictures below reflect some of the historical treasures hidden in the surroundings of this town. In Eğil, you can visit the  tombs of some old Armenian and Asurian Kings as well as the ruins of old castles. The Kralkızı Dam Lake covers some of these ruins but there are still a lot to see. The town also has a religious value because of the tombs of some prophets. Many people go there to send their respect to these prophets and to pray.

Tombs of the Asurian and Armenian kings

Tombs of the Asurian and Armenian kings

The tombs are in rooms connected to one another and these stairs  are passages that connect the rooms. I haven't seen inside but I think you can also go to the castle on top of the hill if you follow the stairs.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Eğil Gezisi

Bu gün farklı birşey yapalım dedik bizimkilerle ve Diyarbakır'a 50 km mesafedeki Eğil ilçesine gitmeye karar verdik. Daha doğrusu ben karar verdim. Eşim de söylene söylene kabul etti. Yok orada ne varmış ki. Yok boşuna gidiyormuşuz falan. Diyarbakır Ergani yolundan Eğil'e doğru saptığımızda farklı bir yere gittiğimiz anlaşılıyordu artık. Eğil'e yaklaşırken bir de yağmur başladı. Bardaktan boşanırcasına. Biz bu yağmurun birazdan duracağını ümit ederek devam ettik. Eğil dağın tepesinde şirin bir ilçe. Bahçeli evlerini çok sevdim.

Eğil

İnternette fazla bilgi bulamamıştım ilçeyle ilgili. Neyse "devam edelim bakalım", diyerek küçücük, şirin ilçenin içinden geçtik. Aşağı doğru inmeye başladık. Bir yandan da orada birşey yoksa eşimin neler söyleyeceğini düşünüyordum. Aşağıda bizi koca baraj gölü karşıladı. Biz buralarda suya hasret olduğumuz için göle benzer herşey çok hoşumuza gider. Bir de içindeki tekneleri hatta feribotu görünce iyice şaşırdık. Eşim, "Ben bunu nasıl daha önce görmedim?" demeye bile başladı. Yağmur durmak üzereydi. Biz de iyice kesilene kadar yemek yiyelim bari dedik. Eşim yine her zamanki kötümser tavrıyla "Burada yemek olmasını bekleme", dedi ama tabii yine yanıldı.
Eğil- baraj gölü

Baraj gölü kıyısında çok şirin birkaç lokanta vardı. Bazılarının resimleri burada gitmek isteyenler için. Ayrıca Karacadağ Kalkınma Ajansı desteğiyle 30 metrekarelik toplam 9 bungalov tipi ev yapmışlar.Yazın gidip orada kalsak mı acaba?

Bungalovlar

Biz yemek için Diyarbakır Valiliği'ne ait olduğunu öğrendiğim "Sosyal Tesisler"e gittik. Harika balık yapıyorlar. Bu arada yağmur durdu ve güneş parlamaya başladı. Tekne gezisi yapalım dedik. Grup fiyatı 20 TL.

Eğil baraj gölü-feribot

Gölü dolaşıp kayalara oyulmuş kral mezarlarının fotoğraflarını çektik. Dünyada buna benzer pek çok yer binlerce turistin uğrak yeri. Burası böyle olduğu için biraz üzüldüm ama bir yandan da sevindim. Kimsenin fazla bilmediği tarihi ve gizemli bir yere gittim ben. Hergün yirmi bin kişi kuyruk olsa o havası kalmazdı sanki. Yani oraya gitmeyin sakın. Bana kalsın istiyorum (şaka tabii.).

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları


Eğil'in tarihi Milattan önce 3 binli yıllara dayanıyormuş. Asurlular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklu, Osmanlı ve ara dönemlerde diğer medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Eğil hakkında ayrıntılı bilgiyi sonunda bir sitede buldum. Meğer Ermeni ve Asur krallarına ait bu mezarların içi boş odalar şeklindeymiş.Siz de buradan ulaşabilirsiniz. Gerçi okuyunca ne hazinelerimiz olduğunu ve bunların kimse farkına bile varmadan suların altında kaldığını anlayıp derin bir ah çekiyorsunuz ama ne yapalım artık kalanları kurtaralım bari.


Eğil-kral mezarları-merdiven

Eğil-kral mezarları
Yukarı çıktığınızda Asur Kalesini görebilirsiniz. Bu kaleye biz çıkamadık. Açıkçası bir uçurumun kenarında olduğu için çocuklar düşer diye korktuk.

Eğil'den çıktığınızda Peygamber Kabirlerini işaret eden bir tabela görüyorsunuz. Orada bir restorasyon sürüyor şu anda.Bu bölgede Zülküfl, Elyesa, Harun-u Asefi,Yunus(Zennun), Melak, Harut peygamberlerin kabirleri var.(1801 yılı Osmanlı Diyarbakır Salnameleri.4/208) Bunlardan Hz.Melak dışındakilerin ismi Kur’an’da geçiyor. Aslında bölge halkı Eğil'e daha çok bu kabirleri ziyaret için geliyor. Manevi bir destek için  gitmeye değer bir yer burası. Tabii restorasyonu tamamlanırsa daha iyi olacak.

Türbeler-restorasyon



Eğil'de yemek

Eğil Baraj Gölü-Sosyal Tesisler

Eğil'de birkaç lokanta var. Biz daha önce de söylediğim gibi Sosyal Tesisler'de yedik. Ama siz diğerlerini de deneyebilirsiniz. Zaten biz yağmurdan kendimizi ilk bulduğumuz yere attık ama memnun kaldık. Gece 10'a kadar açıkmış lokantalar. Yaz akşamlarında da göl kenarı iyi olur hani.

Diyarbakır Kitap Fuarı'na gittim.

Kitap fuarına ikinci günü gittim. Bu yıl okullar da büyük ilgi gösteriyor. Öğrencilerini grup halinde fuara getirip istedikleri kitapları seçmelerini sağlıyorlardı. Çocuklar da bu sayede belki de ilk defa kendi istedikleri kitabı almanın tadına varıyorlar. Ben bir kitap delisi olarak yine kendimi kaybettim ama sonra evde onları nereye koyacağım düşüncesi kendimi toparlamama yardımcı oldu. Kızımın çok istediği "Saftirik Greg'in Günlüğü" serisinden iki kitap aldım ona. Günler öncesinden internette araştırma yapıp Epsilon yayınevi tarafından basıldığını öğrenmiş. Ayrıca oğluma Tübitak yayınlarından "100 Bilimsel Deney" ve kolay çizim yapmayı sağlayan "Kolayca Çizim" Hayvanlar kitaplarını aldım. Daha önce de yazdığım gibi çocuk kitaplarında büyük ilerleme var. Bir Dolap Kitap blogunun yazarlarının niye çocuk kitapları okuduğunu anlıyorum şimdi. Kendime de evdeki yer sorunu yüzünden sadece Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna" kitabını aldım. Aslında Pegem yayınevi bu yıl stand açmadığı için almak istediğim bazı kitapları alamadım. Bugün Cumartesi olduğu için Eğil gezisinden dönerken fuara tekrar uğramayı düşündüm ama önünden geçerken gördüğüm araba sayısı beni bayağı korkuttu. İçerisinin ne kadar kalabalık olacağını düşünüp vazgeçtim. Umarım seneye daha da geniş katılımlı bir fuar olur. Diyarbakır'da Kitap Fuarı düzenlenmesine katkısı olan herkese teşekkürler.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Yaşasın! Kadın otobüs şoförlerimiz var artık.

Geçen gün gördüğüm manzara gözlerimin faltaşı gibi açılmasına neden oldu. Gördüğüm doğru mu diye bir daha baktım. Evet, doğruydu. Meğer Bağlar Belediyesi'nde, AB desteğiyle hazırlanan 'Değişim ve Gelişim İçin Kadınlar Meslek Ediniyor' projesi kapsamında 2 kadın otobüs şoförü eğitimlerini tamamlayarak trafiğe çıkmış. Çok sevindim. Ne diyebilirim ki kolay gelsin. Zaten bu şehirde erkekler kadınlar kadar hızlı değişse herşey farklı olurdu. Belki otobüslerde oldukça kaba bir şekilde konuşan erkekler de biraz kendilerine çeki düzen verir.


25 Nisan 2012 Çarşamba

Diyarbakır Surları

(Surların bir kısmını gezmek için tıklayın.)

Her gün önünden geçtiğimiz surlara hiç şöyle durup da bakmadığımı fark ettim geçen gün. Nereden mi çıktı bu? Uluslararası Diyarbakır Surları Sempozyumu düzenlendi geçtiğimiz hafta. "Surlar mı?" dedim kendi kendime. Ha, şu surlar. Hani insanların taşlarını ev yapımında kullandıkları. Hani restore edeceğiz diye acemi duvarcıların bahçe duvarı örer gibi örüp yamalı bohçaya çevirdikleri. Hani dünyanın başka yerinde olsa insanların bir çiçek gibi korumak isteyeceğinden emin olduğum ama bizim için bir taştan daha değerli olmayan şu surlar. Hani birlikte gezdiğimiz Danimarkalı mimarın dönüp dönüp, "Burada böyle bir şey olduğunu hiç bilmiyordum. Nasıl yani? Ama bu çok önemli." gibi şeyler mırıldanarak kafasını sallayıp durduğu. Yıkın gitsin. Yani ne gerek var ki? Artık sura ne gerek var? Yerlerine otopark falan yapalım ya da şöyle yirmi katlı bir iş merkezi. O bölgeler de çok değerlidir hani. İyi para eder.
Aslında az daha böyle bir yıkım olacakmış. Hatta bir kısmını yıkmayı başarmışlar da. Sıkı durun. Fıkra gibi. 1930'lu yıllarda o zamanki vali birgün sıcaktan bunalınca, "Yıkın bu surları, demiş. Ne bu yaa?(demiştir herhalde) Hava alamıyoruz". Sonra yıkım başlamış. Albert Gabriel adında bir Fransız (mekanı cennet olsun) koşmuş Ankara'ya. Adamcağız Ankara'da ortalığı birbirine katmasaymış bugün surlar bir hikayeden ibaret olacaktı. İnanamadınız değil mi? Ben de ilk duyduğumda inanamamıştım ama ne yazık ki gerçek. Dedim ya yıkın gitsin. Hem böyle hava da alamıyoruz.




9 Şubat 2012 Perşembe

Diyarbakır'da yemek 1

Bundan sonra Diyarbakır'da gittiğim lokantaları tanıtacağım. İlk olarak geçenlerde gittiğim bir lokantadan bahsetmek istiyorum. Eski adı Gaziantep Kebap eviydi. Yeni adı Saçı beyaz. Öncelikle bu adı pek beğenmediğimi söylemeliyim. Ama yemekler gayet güzeldi. Tavsiye ederim. Klasik bir Diyarbakır et lokantası. Ne çok lüks ne de fazla salaş. Ailenizle gitmek için ideal.
Gitmek isteyenler için adresi
Diclekent Bulvarı Kardemir Apartmanı Altı Merkez / Diyarbakır
Diyarbakır Electro world mağazasının birkaç bina ilerisinde.

Snow, snow go away.

Daha önce bir yazımda Diyarbakır'da havanın kışın çok iyi olduğunu ama birkaç yılda bir şiddetli bir kış yaşandığını söylemiştim ya işte bu yıl öyle bir yıl. Yine de burası diğer bölgelerle kıyaslanamaz. Televizyonda gördüğüm kadarıyla her yer karlı. Bugün radyoda biri "Karlar ülkesine merhaba" dedi mesela. Biz bugüne kadar üç ya da dört günü karlı geçirdik o kadar. Dört beş yıldır kar yağmıyordu. Zaten karı özlemiştik.

Şubat'ta kar yağmasından çok korkarım aslında. Sanırım 1987 yılıydı. Şubat ayında bir kar yağdı. Sonra da bir ay yerde donup kaldı. Sokağa çıkıp yürüyememiştik bir ay boyunca. Hiç unutmuyorum onu. Bir daha da öyle bir şey olmadı çok şükür. Bu yıl yağan karlar aynı gün eriyor ama yarın yine kar bekleniyormuş. Karar verdim karlı günleri sadece kar kısa sürede erirse seviyorum. Bir de mutlaka dışarı çıkmam gerekmiyorsa.

20 Aralık 2011 Salı

Diyarbakır Texas mı, Paris mi?



Bu yazıyı yazmamım nedeni en son yazıma gelen bir yorum oldu. Yorumu yapan kişi aslında herkesin düşündüklerini özetlemişti.
Diyordu ki “dostum ben de Diyarbakır’a gelmeyi planlıyorum ama polis falan taşlıyorlar terör olayları. Sanki şehir Texas gibi hakikaten. Bu konu hakkında bir yazı yazar mısın? Gerçekten öyle mi?”
Bu soruyu yıllardır o kadar çok kişiden duydum ki. Düşünün iş aslanın ağzında. İnsanlar bir memuriyet bulup buraya geliyor ve gelirken kafalarında aynı soru. Zaten buraya gelen herkes ilk gün sanki her an bir patlama bekliyormuş gibi bir yüz ifadesiyle dolaşır. Bir ay sonra ise benden çok gezmeye başlarlar.

Sorunun cevabına gelince... Öncelikle İstanbul’da yaşayanlara sormak istiyorum. Ben bir yabancıyım ve size “İstanbul nasıl güvenli bir yer mi?” diye soruyorum. Aslında televizyon haberlerine göre İstanbul hiç güvenli görünmüyor. Gazi Mahallesi diye bir yer var. Birileri taş atıp duruyor. Orada burada birkaç ayda bir bombalar patlıyor. Geçen gün çocuğun birine İstiklal Caddesinde saldırdılar mesela. Şimdi siz “İstanbul hiç güvenli değil. Orada nasıl yaşıyorsunuz?” diye soran birine ne dersiniz? Sanırım şöyle bir şey olur cevabınız, “İstanbul çok büyük. Sadece bazı bölgelerinde bazen olaylar olur ama biz de bunu çoğu zaman televizyondan duyarız.” İşte ben de size aynı cevabı vereceğim. “Diyarbakır çok büyük. Sadece bazı bölgelerinde bazen olaylar olur ama biz de bunu çoğu zaman televizyondan duyarız.”

Yani buradaki her çocuk taş falan atmıyor. Ben şahsen daha hiç karşılaşmadım. Tabii olaylı günlerde olay olan mahallelere-ki bunlar da genelde gecekondu semtleridir- özellikle giderseniz görürsünüz o başka. Basın buraya olay olduğunda gelir ve sadece olaylı mahalleleri çeker. Ne yazık ki bu nedenle dışarıdan gelen insanlar burada sokakta yürürken her an kafasına bir taş yiyebileceğini düşünüyor. Tabii burası çok sakin demiyorum. Bazen tehlikeli olabilir ama İstanbul kadar işte.

Not: Diyarbakır'ı izlemek isterseniz tıklayın.