19 Ağustos 2010 Perşembe

Mevlüde Hoca ve Ziya Gökalp Lisesi

Bizim gençliğimizde okullar siyah, beyaz ve griydi. Önlükler siyah, binalar gri, duvarlar gri. Bunun nedenini merak ederim bazen. İnsanlar tümden bir depresyonda mıydı acaba? Sanmıyorum. Asıl neden fakirlikti belki de. Siyah da, gri de, sonraları eklenen lacivert de çok temizlik masrafı çıkarmayan, fakirliği örtsün diye seçilen renklerdi. Sonraları 90'larda birileri okulları pembeye boyamaya başlayana dek sürdü bu iç karartıcı atmosfer. Öğrencilerden beklenen ise bu renksiz ortamda daha da renksiz olmak, görünmemek, fazla konuşmamak, sadece söyleneni dinlemek ve yapmaktı. Belki de bu yüzden tüm zamanların en ilginç öğretmeni Mevlüde Hoca Diyarbakır'ın en büyük lisesinde 30 yıl kadar görev yapabilmişti. Hiçbir şeye itiraz edemezdik ki biz. Hoca her zaman haklıydı.

Mevlüde Hoca hala değil Diyarbakır'ın belki de Türkiye'nin en çok tanınan öğretmenlerinden biridir. Diyarbakır'ın en eski okullarından Ziya Gökalp Lisesi'nde tam olarak kaç yıl çalıştığı bilinmemekle birlikte rivayet muhteliftir. Kimse onun ilk olarak ne zaman göreve başladığını hatırlamıyor. 70'lerde olduğu sanılıyor. 2000'lerin ortalarına kadar da emekli olmamıştı. Ziya Gökalp'te bu tarihler arasında okuyan iki öğrenci bir araya geldiğinde laf dönüp dolaşıp ona gelir. Hatta çoğu zaman konuşma onunla başlar. Bir sınıf düşünün ki öğrencilerin hepsi heykel gibi hiç kıpırdamadan duruyor. Herhangi bir şekilde hocanın sinirini bozan olursa büyük ihtimalle hayatında duymadığı küfürlere maruz kalıyor. Kafanızı çevirdiğiniz veya saçınızdan bir tel alnınıza kahkül gibi düştüğü için sırtınıza yumruk yiyorsunuz. Diğer öğrenciler duruma içlerinden gülüyor (asla yüksek sesle değil) ama dersten sonra günlerce o dersten bahsediliyor. Facebook'ta Mevlüde Hoca'nın eski öğrencileri anılarını anlatmışlar. Onu tanımayan bir arkadaşım, "amma abartmışlar" dedi. Ama Mevlüde Hocayı tanıyan her öğrenci bilir ki az bile yazmışlar. Bu gördüğünüz resmi facebooktan buldum. Biraz kırptım. Resimdeki arkadaşlar kusura bakmasın.



Aslında bir okulun ve öğrencilerin bu duruma 30 küsur yıl katlanması çok ilginç. Ama itiraf edelim, ders sırasındaki stresli anları saymazsak aslında hayatımız boyunca belki de bizi en çok güldüren kişi Mevlüde Hoca olmuştur. Hiçbir öğrenci onu pek ciddiye almadığı için başka birisi söylese çok dokunacak bir laf, o söyleyince günlerce anlatılıp gülünülen bir fıkraya dönüşürdü, koridorda yanından geçmeye bile çekinirdik ama kimse de ona bir saygısızlık yapmazdı. İlginç bir yönü de onca sinirli (hatta resmen deli) hallerine rağmen bazen hiç ummadığınız bir şefkat örneği göstermesiydi. Bizim ailede babamı, amcamı ve beni okutan tek öğretmendir kendisi. Ah, Mevlüde Hocam, Allah uzun ömür versin, bugünkü öğrenciler olsa kesin derslerin You Tube'da izlenme rekorları kırardı.

----------
Bu arada Mevlüde hoca ile ilgili yazdığım blog postu en çok okunan yazı oldu. Bu da öğrencilerinin onu hala ne kadar iyi hatırladığını gösteriyor olmalı. Ben de bir iki anımı ekleyeyim bari. İsimleri değiştirerek tabii.

Mevlüde hoca: Kız Ayşe, sen geçen gün bahçede niye uzaktan arkadaşlarınla bana bakıp gülüyordun? Kız -*-* (güzel  bir küfür). Bana Haci Hasan'ın kızı derler. Kız vallah seni ayağımın altına bir alıram. Allah vekil Kenan Evren gelse elimden alamaz. (80'li yıllar)
----------
Mevlüde hoca (Sınıfın çalışkan ama biraz ukala öğrencisine): Mehmet sen geçen sene üniversite sınavında dereceye giren Ali'nin kardeşi misin?
Mehmet (gururla): Evet hocam, abim olur kendisi.
Mevlüde hoca: Ma oglım, senin aben madem bele Türkiye birincisidir. Ya sen niye bu kadar geri zekalisan?

Facebook hikayeleri için tıklayın
Bu da yine facebook'tan 2014 model bir resim. Valla maaşallah ne diyeyim?
Bir yandan da Mevlüde Hoca ile ilgili internetteki bu ilgi beni rahatsız etmiyor diyemem. Eski öğretmenlerimi, hele o zamanki hali bugünkü özel okullardan daha iyi olan Ali Emiri Ortaokulu'nda bizlere bir şeyler öğretmek için kendilerini paralayan, dersin başından sonuna kadar nasıl o kadar enerjik olduklarını o yaşta bile hep merak ettiğim Hasan Sakınç, Adnan Cebe, bir insanın karşılaşabileceği en iyi Fizik öğretmeni olan Sedat Balgün ve ne yazık ki isimlerini unuttuğum, bugünkü durumumu kendilerine borçlu olduğum tüm ortaokul ve lise öğretmenlerimi saygıyla anıyorum. Ne yazık ki işini iyi yapanlar yapmayanlar kadar iyi hatırlanmıyor.

2 yorum:

  1. 1992-1997 yılları arasında Sevgili diyarbakır'ımızda görev yaptım hayatımda yaşadığım en güzel 5 yıl Gümüş atölyemiz vardı. Birlikte ağladık birlikte güldük hala görüşmeye devam eden çok güzel Dostluklarımız olduBenim için Mevlüde hoca bulunmaz kişilik sadece çok sevmiş ,canı çok yanmış resim de gördüğüm kadarı ile de hiç değişmemiş Mevlüde hanım diyorum ya anılar çok hangi birini anlatyım ki size sadece orda yaşadık Diyarbakır'ın insanı kendine çeken gizemini ancak orada yaşayarak anlarsın. Ayrıca Ben Diyarbakır'ın bereketini de biliyorum bunları herkese anlatıyorum orası bir başka güzel. Tüm diyarbakı'a selam

    YanıtlaSil
  2. keşke anılarınızı isim değiştirmeden anlatsaydın. Zaten tadı da orda

    YanıtlaSil