8 Temmuz 2015 Çarşamba

Diyarbakır'da Alışveriş

Artık bütün AVM'lerde aynı mağazalar var. Hangi şehirdeki AVM'ye gidersem gideyim kendimi hep aynı şehirde sanıyorum. Bunun hem iyi, hem de kötü yanları var. Artık hangi şehirde olursanız olun aynı imkanlara sahip olabiliyorsunuz. Bir yandan da farklılıklar ortadan kalktığı için her yer birbirine benziyor. İyi mi kötü mü bilemedim açıkçası.

Diyarbakır'ın yakın çevrenin alışveriş merkezi olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde. Hafta sonları alışveriş merkezlerinde gördüğüm birçok kişi çevre il ve ilçelerden geliyor. Özellikle tayini bu bölgeye çıkan devlet memurları hafta sonlarını Diyarbakır'da geçirmeyi tercih ediyor. Bunda sayıları hızla artan alışveriş merkezlerinin de payı var tabii.

Ben alışveriş merkezinden artık hiç giyim eşyası almadığımı fark ettim. İnternet daha kullanışlı benim için. Elektronik, ev eşyası ve bir de marketler için gidiyorum AVM'lere. Bazen de canım sıkıldığı ve gezecek daha iyi bir yer olmadığı için. Özellikle yazın 40 derece üstündeki hava sıcaklığında dışarıda dolaşmak zaten imkansız burada. Bu yazımda alışveriş merkezlerini ya da kısaca AVM’leri biraz tanıtmak istiyorum. Bu arada bazılarını yakından görmek için tıklayın.

Ceylan Karavil Park AVM: Şu anda en büyük iki alışveriş merkezinden biri. Belli başlı tüm mağazalar var. Bir de sinema ve eğlence merkezi. Dev bir akvaryumu da var. Bu da bölgede bir ilk. Mado ve Starbucks da var. Starbucks burada tutmaz bence. Görebildiğim kadarıyla insanlar Mado, Kahve Diyarı, Gönül Kahvesi gibi yerleri tercih ediyor.

Adres: Peyas Mah. Urfa yolu üzeri Kayapınar / Diyarbakır
Ceylan Karavil Park: Tanıtım videosu için tıklayın. 

Forum DİYARBAKIR: Yeni açılan bu alışveriş merkezinde bana en çok hitap eden yer KOÇTAŞ oldu. Bir de Kahve Dünyası. Çikolataları çok güzel. Sanırım artık ikinci en büyük AVM Forum. Elazığ yolu üzerinde.
Forum Diyarbakır


Ninova Park AVM: Burası da gözde bir AVM. Öncelikle Ninova ne demek diye araştırdım. Vikipedia'ya göre " Dicle Nehri'nin batı kıyısında bulunan ve bir dönem Asur Devleti'ne başkentliğini yapan bir eskiçağ kenti. Modern Musul şehrinin hemen yanında bulunur."





Ninova park AVM


Mega Center: Artık küçük bir AVM burası. Migros, LC Waikiki, İpekyol, Boyner, Kiğılı, Ceylan, Teknosa, Hotiç gibi mağazaları bulabileceğiniz bir AVM. (+Sinema salonları). Adres: Urfa Yolu 1. Km. Emek C. Kavşağı DİYARBAKIR

N City (Babil) AVM: Carrefour, TEKZEN, Mudo, Altınbaş, Kimlik, Kiğılı, Gold, , Mavi, Collezione, Ceylan, Sarar, İmza, Yeşil ve daha birçok mağazayı burada bulabilirsiniz.  (+Sinema salonları). Ama burayı pek sevdiğimi söyleyemem. 
Adres: Turgut Özal Bulvarı No:1 DİYARBAKIR

Selahaddin-i Eyyubi Çarşısı: Diyarbakır’da eski şehir merkezinde bulunan bu yer altı çarşısında ayakkabı, tesettür kıyafetleri ve jean pantolonları bulabilirsiniz. Açıkçası çoktandır oraya gitmedim. Son durumunu bilmiyorum.

Açık havada dolaşmayı seviyorsanız Ofis semtinde Ekinciler caddesi de iyi bir seçenek olabilir. Burada LCW, Defacto, Rodi Mood, Koton, Flo, Sarar, Avva gibi birçok mağazanın yanı sıra kırtasiyeler, bilgisayar malzemeleri bulabilirsiniz. Diyarbakır'a Doğunun Paris'i denir ya buraya da bir nevi Diyarbakır'ın Şanzelizesi (Champs-Élysées) de denebilir. Bir arka sokakta NT, Gençlik Kırtasiye gibi Diyarbakır'ın en büyük kırtasiyelerini bulabilirsiniz. Fotokopici arıyorsanız aradığınız yer yine burası.

Bu yazımda modern alışveriş yerlerini anlattım ama tercihiniz eski Diyarbakır'ın tarihi yerlerinde alışveriş yapmaksa lütfen buraya tıklayın. 


5 Temmuz 2015 Pazar

Diyarbakır surları Dünya Kültür Mirası olarak kabul edildi.

 Bugün kendimi çok mutlu hissediyorum. Uzun zamandır iyi bir haber alamamış olmanın verdiği kasvetli ortamın benim açımdan birden dağılmasına neden olan bir haber okudum. Görünürde benimle ilgisi yok ama bu şehre artık nasıl bağlandıysam bu haber beni çok mutlu etmeye yetti. Diyarbakır surları ve etrafındaki Hevsel Bahçeleri UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alındı. Haberi aşağıda okuyabilirsiniz. Yıllardır birçok kişinin bunu başarmak için uğraştığını biliyorum. Demek ki gerçekten uğraşılırsa, doğru şeyler yapılırsa oluyormuş. Surların bunu hak ettiğinden hiç şüphem yok zaten.
Ben çocukluğumdan beri gördüğüm için bana çok doğal gelen bu surların ne kadar önemli olduğunu başka yerlerde çok daha basit yapılara verilen değeri gördüğümde anlamıştım ama bunu dünyaya kabul ettirebilmek gerçekten büyük bir başarı. Bu arada bilmeyenler için söyleyeyim burada 5.5 km uzunluğunda ve 7-8m yüksekliğinde,16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan surlardan bahsediyoruz.
 
Emeği geçen herkese teşekkürler.  Bu şehir böyle şeyleri hak ediyor. Darısı yüzlerce yıllık diğer eserlerin başına.

http://www.radikal.com.tr/cevre/diyarbakir_surlari_ve_hevsel_bahceleri_unesco_listesinde-1391235

12 Haziran 2015 Cuma

Kamile'nin hikayesi

Bunu ilk defa itiraf ediyorum. Ne zaman “çünkü” kelimesini yazsam bir suçluluk hissediyorum içimde. Neden mi? İlkokul yıllarıma dayanıyor bu. Bir gün öğretmen tahtaya bir şiir yazmamızı istemişti. Arkadaşım Kamile yazıyor, ben de çabuk yazması için ona şiiri okuyordum. Kamile'nin yazdığı “çünkü” kelimesinin doğru olmadığını düşündüğüm için düzeltmesini istedim. Bence doğru yazımı “çünki” olmalıydı. Kamile itiraz ettiyse de yumuşak başlı yapısıyla düzeltmeyi kabul etti. Biraz sonra öğretmen gelip yazımın yanlış olduğunu söylediğinde ne yaptım sizce? “Öğretmenin ben söyledim ama Kamile öyle yazdı.” dedim. Kızcağız öyle zavallıydı ki sesini bile çıkarmadı. Neden yaptım bunu hiç bilmiyorum.


İlkokul bittikten sonra başka mahallede oturan bir akrabamızı ziyarete gittik. Nereden söz açıldı bilmiyorum, akrabamız, Kamile'nin o sokakta oturduğunu söyledi. Hatta yandaki evde oturuyordu. Hemen koştum. Çok iyi bir kızdı. Zaten ona karşı hala suçlu hissediyordum kendimi. Yan evin avlusunda gördüklerimi hiç unutamadım. En fazla 12 yaşında olan Kamile evlenmiş, kapkara elbisesi, başında kapkara örtüsü ile avluda evin gelini olarak iş yapıyordu. Neden simsiyah giyindiğini bile bilmiyorum hala. Konuşmaya çalıştım ama her zamanki sessiz tavrıyla bir iki kelime edip sustu. İşte ne zaman çünkü kelimesini yazsam hüzünlenmemin nedeni budur. Sonra bir daha görmedim onu. Kamile ne oldu acaba? O günden yaklaşık 15 yıl sonra evlendim ben. Acaba kızcağız neler yaşadı o küçücük haliyle. Bugün ilkokuldan hatırladığım tek arkadaşım o örgülü saçlarıyla çocuk gelin Kamile. 

7 Haziran 2015 Pazar

5 Haziran- Diyarbakır- Medyanın görmediği gün

Doğduğunda etrafına şöyle bir baktı. Dünya nasıl bir yerdi acaba? Etrafında kimler vardı? Bir kadının kucağına tutuşturdular onu. Annesiydi herhalde. Gözlerinde mutluluk ve endişe karışımı bir şeyler gördü annesinin. Sonra da babasını gördü. Çok mutluydu. Evlerine gittiklerinde kardeşleri olduğunu da gördü. Yalnız değildi hayatta. Ne güzel. Buraya kadar şans yardım etmişti. Peki burası neresiydi?

Bir gün ailesi onu binlerce kişinin olduğu bir yere götürdü. Ne olduğunu anlamamıştı. Bir seçimden bahsediyorlardı. Eğleniyordu aslında. Kalabalığın içinde babası ona simit bile almıştı. Birden bir patlama sesi duydu. Korkudan başka bir şey hissetmedi önce. Sonra herkesin koştuğunu gördü. Biri onu kucağına alıp koşmaya başladı. Hastanede korku içinde etrafına bakıyordu. Bacakları... İnsanların gözlerindeki dehşet. Dışarıda ise insanlar onun bacaklarının seçimi nasıl etkileyeceğini konuşuyorlardı.

26 Ekim 2014 Pazar

Feshane Tanıtım Günlerinde Diyarbakır

Feshane Tanıtım Günlerini haberlerde görüyorum bazen. Sırasıyla her şehri tek tek İstanbul'a taşıyorlar. O şehre ait yemekler, el sanatları gibi kültürel ögeler içeriyor. Mesela Antep için yapılan yemekler harika görünüyordu. Diyarbakır'ın da ondan aşağı kalacağını sanmıyorum. İstanbul'da olsaydım kesin giderdim.

30 Nisan 2014 Çarşamba

Diyarbakır- Gezilecek Yerler

Muhteşem Diyarbakır Tanıtım Filmi videosu
Diyarbakır'da müzik eşliğinde bir gezi yapmak ister misiniz? O halde bu gerçekten muhteşem videoyu izleyin. Diyarbakır'a gelirseniz gezmeniz gereken yerler bunlar işte. Şarkıyı seslendirenler için şunu söyleyebilirim. Harika bir iş çıkarmışsınız arkadaşlar.


Peki beni neden ağlattı ki bu müzik? Aslında düşündüm de güzel bir ses söylediğinde Suzan Suzi beni hep ağlatır.


DİYARBAKIR TANITIM FİLMİ VİDEOSU. Tıklayın

Youtube yine kapalıysa buradan da izlenebilir. Tıklayın.


27 Mart 2014 Perşembe

A Documentary on Diyarbakır

You can get some information about Diyarbakır and the historical sites around the city by watching this video on Youtube. I don't know who prepared it but it's very informative. By the way, the narrator speaks English, which is good for our foreign visitors.

http://www.youtube.com/watch?v=hnKl8TLNvcI

29 Ağustos 2013 Perşembe

Geri dönüşüm Diyarbakır'a ne zaman uğrayacak?

Bu yazı biraz da öncekinin devamı niteliğinde. Şimdi dünyayı kendinden ibaret sananlar "bu mu derdin?" diyecek belki ama beni rahatsız eden bir mesele bu. Evimde her gün birçok şeyi çöpe atıyorum. Eeee diyen varsa sorun şu. Aslında bunları çöpe atmamam lazım. Plastik şişeleri, deterjan kutularını atarken içim acıyor. Hele cam şişeler. Onlar kullanılamaz mı tekrar. Çocukların okulda kullandıkları defterleri ve kitapları da ne yapacağımı bilemiyorum. Evde yığılmış duruyorlar. Son olarak da eski pilleri çöpe atmamamız gerektiğini biliyoruz. İçinde toprağa zarar veren maddeler var ama ben evdeki sayıları yüze yaklaşan eski pili de ne yapacağımı bilemiyorum. Eski saç kurutma makinesini ne yapayım peki? Çöpe mi atayım. Eskici demeyin, almıyorlar.
Sayın Diyarbakır Belediyesi yetkilileri. Geri dönüşüm diye bir şey var. Artık bunu görmezden gelmeyin lütfen. Her şeyi çöpe atacak kadar zengin değiliz biz. Göstermelik bir iki yerde kutular olabilir ama ciddi bir düzenleme yapalım lütfen. Mesela her mahallede belli günlerde kağıt, plastik, cam, metal, elektrikli eşya veya pil gibi şeyler toplanabilir. Halkı da biraz bilinçlendirmek yeterli olacaktır. İsterse katılmayan yine katılmasın. Belki de yapılıyordur böyle şeyler ama benim gibi ilgili biri bile duymadıysa o zaman da tanıtımda problem var demektir. Zaten geçen gün üzerinde geri dönüşüm işareti olan bir kamyon gördüm. Üzerinde Çevsan Atık yazıyordu ama ne zaman ne topluyorlar bilmiyorum.

Çok zengin sandığımız Avrupa ülkelerinde belediyenin renk renk kovalarla her şeyi ayrı ayrı topladığını hatta eski kıyafetlerin bile ayrılan kutuya atıldığını görmüştüm. Bazı ülkelerde Oxfam diye bir kurum var mesela. Eski ama kullanılabilir kıyafet, kitap, CD ne varsa götürüp teslim ediyorsunuz. Onlar da genelde yoksul olan müşterilerine çok ucuza satıyorlar. Sonra da kazandıkları parayı yardım amaçlı kullanıyorlar. İki şekilde de insanlara faydalı oluyorlar yani. Düşünün bizde bunlara ihtiyacı olan çok daha fazla kişi var ama benim kıyafet vermek istediğim hiç bir kurum eski kıyafetleri kabul etmedi. Tamam biz ihtiyaç sahibi birilerini bulabiliriz ama belli bir kurum olsa da gerçekten ihtiyacı olanlar buraya gidebilse daha iyi olmaz mıydı? Türkiye'de bazı belediyelerin böyle hizmetleri var bildiğim kadarıyla. Mesela Küçükçekmece Belediyesi Yaşam Sevinci Merkezi. Aşağıdaki resim Amerika'da Utah'tan. Eski kıyafetleri bu kutuya atıyorlar. Orada buradan daha mı fazla yoksul var sizce?



24 Ağustos 2013 Cumartesi

Hayal ama gerçek olması çok mu zor?

Diyarbakır'la ilgili hep iyi şeyleri yazdım bu güne kadar. Eksiklikler yok mu peki? Tabii ki var. Her şehirde olduğu gibi. Benim en büyük derdim ulaşım. Belediyeden birileri yazılarıma bir gün denk gelir umuduyla düzeltilmesi gereken bazı şeyleri yazmaya karar verdim ben de. Bir umut ne de olsa.

-Sorun: Diyarbakır'da en büyük sorun ulaşım. Bir yerden diğerine gitmek çok zor. Binlerce araç yollarda. Trafik İstanbul'la yarışır gibi. Bunlara yer bulmak için devamlı yeni yollar yapılıyor.

Hayalim: Arabalara yol açmak yerine insanların arabaya ihtiyaç duymayacağı bir toplu taşıma sistemi gerekiyor. Diyarbakır dümdüz bir şehir bazı yeni yerleşim yerleri hariç. Tramvay sistemi harika olurdu. Metro gibi her tarafı delik deşik etmek de gerekmiyor.

-Sorun: Otobüsler nereden nereye gider, ne zaman gider belli değil. Aynı yere bir ay sonra gittiğinizde durak değişmiş oluyor.

Hayalim: Her durağın üzerinde Avrupa'daki gibi haritalı anlatımıyla otobüslerin nereye gittiğinin belirtilmesi. Hatta ışıklı panolarda kaç dakika sonra geleceğinin yazılması. Çok şükür okuma yazma bilenlerin oranı artık oldukça fazla. Duraklar da bir oraya bir buraya alınmasın. Belediyecilik durak değişirken bile halkın fikrini sormak demektir. Diyarbakır Belediyesinin internet sayfasında otobüslerin nereye gittiği yazıyor ama pek açık değil. Daha açık, haritalı bir anlatım olabilirdi aslında.
Londra otobüslerinin nereye gittiğini buradan bile biliyoruz.
Sorun: Yollar tek kelimeyle berbat. Şehir dışına gidip gelince insan daha iyi anlıyor bunu. Neden yollar delik deşik acaba?

Hayalim: Her yağmurda erimeyen iyi malzeme kullanılması. Yolları işinin ehli ve vicdan sahibi insanların yapması. Yapılan yollar bir ay sonra yağan yağmurda delik deşik olduğunda yapan firma ceza falan ödüyor mu acaba? O yolları ben yapsam her gelip geçtiğimde utanırdım.
Kışın en sık gördüğüm manzara
Sorun: Bu sıcakta otobüs durakları camdan. İnanabiliyor musunuz? Belki cam değil de plexiglass falan ama yine de aynı. İnsanlar durağın köşesindeki demirin incecik gölgesinde duruyor. Tamam Avrupa'daki duraklar gibi ama Avrupa'da ortalama hava sıcaklığı yazın 25 derece. Burada 40.

Hayalim: Durakları tasarlarken iklimi de göz önüne alın lütfen. En azından gölgelik alanı arttıracak şekilde durak yapılabilir. Tabii ideali soğutma sistemi de olması. Bir de insanımız kırılacak bir şey gördü mü dayanamıyor galiba. Otobüs duraklarını lütfen camdan yapmayın.
40 derece sıcakta burada beklenir mi?
Sorun: Yollardaki yükseklikler hem arabalara hem de insan sağlığına zarar. Hoplaya hoplaya içimiz dışımıza çıkıyor.

Hayalim: Tabii ki dileğim insanların bunlara ihtiyaç duymayacak şekilde araba kullanması ama bu şimdilik mümkün görünmüyor. O zaman yükseklikler standart olmalı. Şoförün görebilmesi için farklı bir renkte olması da şart.

Bütün bunlar bir gün olacak tabii ki. Eminim olacağına ama ne zaman? İşte onu bilemiyorum. Belediyede bu işlerle uğraşanlara Avrupa'da bir büyük şehirde toplu taşımacılığı kullanmalarını ve sonra da gelip Diyarbakır'da bir yerden bir yere gitmelerini  öneriyorum. Ben doğduğumdan beri buradayım. Elin memleketlerinde istediğim yere gitmekte daha başarılı oluyorum da.

18 Ağustos 2013 Pazar

AHMET ARİF- Engerekler ve çıyanlar hala var ne yazık ki.

Seni, baharmışsın gibi düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı...

Bir insan tek bir kitap yazıp nasıl bu kadar ünlü olur? Bence şöyle. Genelde şairlerin kitaplarında birkaç güzel şiir vardır. Gerisi sıradan karalanmış yazılar gibi gelir bana. Oysa Ahmet Arif o tek kitabında bütün ömrünce yazdığı en güzel şiirleri biriktirmiştir. Ciltler dolsun diye her aklına geleni yazmamış, seçici davranmış belli ki. Geçenlerde okuduğum bir yazı beni çok üzdü ama. Oğlunun söylediğine göre yeni şiirleri de varmış ama yıllarca şiirleri yüzünden gördüğü eziyetten olsa gerek hiçbirini yazıya dökmemiş. Hepsini aklında tutuyormuş. Yazamadan da kalp krizi geçirmiş. Çok yazık.

Ahmed Arif, 1927’de Diyarbakır'da dünyaya geldi. Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı. Şiirlerinin toplandığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968'de yayınlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir. Ankara'da 1991 yılında yaşamını yitirdi.

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Diyarbakır ne alemde?

Tarihi Ulu Cami Diyarbakır
Diyarbakır'dan bir ses vermek istedim sadece. Son yılların en serin yaz mevsimini geçiriyoruz bu yıl. Tabii Ağustos ayında bir sürprizle karşılaşmazsak.

Ramazan'ın da etkisiyle sokaklar gündüzleri bomboş. Geceleri ise iftardan 1 saat kadar sonra insanlar atıyor kendini dışarı. Sakin bir Ramazan ayı geçiriyoruz. Huzurlu olmayı özlemişim. Havalar da iyi gittiğine göre Allah'tan başka ne isterim ki.

2 Temmuz 2013 Salı

Temmuz ne zaman geldi?

Bu yıl Temmuz çok mu çabuk geldi acaba? Yoksa bana mı öyle geliyor? Her yıl olduğu gibi yine güzel, sıcak havamıza kavuştuk çok şükür. Bir yabancıya telefonda buradaki hava sıcaklığını söyledim. "That's impossible. You must be kidding" dedi. Tabii onun yaşadığı yer 25 derece. "Şaka yapmıyorum. Az bile söyledim. Sen Ağustos'ta bir gel de gör, şaka mı yapıyormuşum" dedim ona.

Bu Ramazan'da dışarıda çalışacaklar için ciddi bir hayati tehlike var bence. Çocukluğumda Ramazan ayı yaza denk geldiğinde bir yaşlı tanıdığı kaybetmiştik. Allah rahmet etsin adamcağız tabii ki o zamanlar klimasız olan kalabalık şehir içi otobüste Temmuz ya da Ağustos ayında hem de oruçlu olunca kalp krizi geçirmişti. Mekanı cennet olsun. Bu olayı hiç unutamıyorum. Umarım bu yıl böyle şeyler olmaz. Biz ne de olsa dışarıda değiliz. Her yerde de klima var ama bence insanlar oruç tutacaksa en azından işlerini hafifletmeli mümkünse. Bence işverenler de biraz insaflı olmalı. Bazen öyle olaylara şahit oluyorum ki gerçekten "insaf" diyorum.

10 Haziran 2013 Pazartesi

Diyarbakır'a Akdeniz'i istiyorum.


Bugün Akdeniz'e bakarken içimden geçenler bunlar işte. Diyarbakır'ı seviyorum ama Akdeniz ne güzel bir deniz Allah'ım. Işıl ışıl, masmavi. Başka denizler hatta okyanuslar gördüm ama Akdeniz'e hayranım. Günlerce bakabilirim böyle. Atalarım Akdeniz'i görmediler mi acaba? Şöyle bir ucuna da onlar yerleşse olmaz mıydı? Gerçi burada yaşayanlar denizin farkında bile değiller sanki. İnsan bir şeyi sürekli görünce ne kadar harika olduğunu anlamıyor galiba. Yoksa gemilerin bu harikulade denize çöplerini boşaltmalarına, paragöz uyanıkların etrafına türlü türlü çirkin yapılar dikmelerine izin vermezlerdi. Ben buralı olsam turistlerden çok para alırdım. Böyle üç kuruşa yetmiş iki milletin buraya gelip ortalığı kirletmesine de izin vermezdim. Ben de kime diyorsam bunu. Her gelişimde gördüklerime ben üzülürken onlar nasıl daha fazla kazanacaklarının derdinde. Ben Alanya'lı olsam memleketimi her gördüğümde kahrolurdum mesela. Ağaçlık alan kalmamış. Ne güzel cennet gibi bir yerdi halbuki. Neyse ben de Diyarbakır'ı kurtardım da sıra Akdeniz'e geldi. Artık onu da o bölgedekiler düşünsün.

12 Nisan 2013 Cuma

UNESCO Dünya Kültür Mirası uzmanları Diyarbakır’da



Bildiğiniz gibi Diyarbakır Surları UNESCO Dünya Kültür Mirasına aday.Türkiye sınırları içinde UNESCO Dünya Mirası listesine kayıtlı 14 yer var. İstanbul'un tarihi yarım adası, Göreme, Kapadokya ve Çatalhöyük gibi. Diyarbakır surlarının bu listeye alınmasına katkı sağlayacak etkinliklerden biri de 10-13 Nisan 2013 tarihleri arasında yapılmakta olan 'ICOMOS -ICOFORT Diyarbakır Toplantısı'.
Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi 


ICOMOS, Uluslar arası Anıtlar ve Sitler Konseyi, ICOFORT ise Uluslar arası Savunma Yapıları ve Askeri Miraslar Bilimsel Komitesi anlamına geliyor. Daha önce dünyanın çeşitli yerlerinde toplantılar düzenlemişler. Türkiye’de ilk toplantı Diyarbakır’da yapılıyor. İtalya, Yunanistan, A.B.D. gibi farklı ülkelerden gelen akademisyenlerin katılacağı toplantıları ve sunumları izlemek isteyenler için adres Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi B salonu.

11 Nisan 2013 Perşembe

Dicle Vadisi

Aşağıdaki haberi bugün Nvmsnbc sayfasında okudum. Bana çok ilginç geldi. Yıllardır Dicle Nehri çevresinin Diyarbakır'ın en güzel yeri olduğunu düşünürüm. Burada neden sadece gecekondular olduğunu da merak ederim. Sanırım bunu fark edenler olmuş sonunda. Umarım bu bölgeyi düzeltmekle kalmaz, oradaki korkunç durumdaki gecekondular yerine insanlara daha yaşanabilir evler de verirler.

"Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Diyarbakır'a Dicle Nehri ile bütünleşen yeni bir şehir kuracak.
Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre, hem kentsel dönüşümüne destek vermek hem de riskli binalardan kurtulmak için Diyarbakır'a yeni şehir inşa edilecek.
Bakanlık, bu amaçla tasarım çalışmaları yapmaya başladı. Dicle Nehri ile bütünleşecek yeni şehirde, yaklaşık 500 bin kişilik konut alanları yer alacak.
''Dicle Vadisi'' adı verilmesi planlanan yeni şehirde, yeşil alanlar, büyük meydanlar, sosyal donatılar, sağlık, eğitim tesisleriyle turizm ve alışveriş merkezleri de bulunacak."

7 Nisan 2013 Pazar

Marka şehir Diyarbakır – Gezi rehberi

Diyarbakır bu son gelişmelerden sonra son derece popüler bir şehir oldu. Yıllardır buraları merak edip de gelmeyenler için şimdi tam zamanı. Misal bugün sıcaklık 29 derece. Herkes yazlık gömlekleriyle geziyor. En ideal gezme zamanı yani. Unutmayın ki milattan önce 700 yılında kurulan Diyarbakır Hurriler, Asurlular, Medler, Romalılar, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Oğuzlar, Selçuklular ve Osmanlılardan kalma zengin bir tarihsel mirasa sahip.

Diyarbakır klasikleri:
Yemek: Kaburga dolması, kibe bumbar, içli köfte, ayvalı kavurma

Tatlı: Peynirli kadayıf

İçecek: Yayık ayranı, meyan kökü şerbeti (Tadının iyi olduğuna garanti veremem. Kokusu yüzünden ben hiç içemedim.)

Kahvaltı: Hasan Paşa hanı içerisindeki kahvaltıcılar

Diyarbakır sur içi gezi rehberi: Aşağıdaki eserlerin hepsi sur içi bölgesinde olduğundan birbirlerine yürüme mesafesindedir.

Diyarbakır surları: Bunun için fazla uğraşmanıza gerek yok. Eski Diyarbakır yani sur içinde kafanızı kaldırmanız yeterli zaten. 5 km uzunluğunda olduğu söyleniyor.

Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi: Eski Diyarbakır’ın avlulu evlerine çok güzel bir örnek.
Esma Ocak evi: Bu da eski evlerin çok iyi korunmuş bir örneği.

Camiler: Özellikle Ulu Cami Türkiye’nin en eski camilerinden biri. Taş işçiliği bir harika. Avlusunda da bir güneş saati var. Ayrıca Behrampaşa Cami ve Nebi Camiiyi de gezmeyi unutmayın.

Kiliseler: Surp Giragos kilisesi yeni restore edildi. Mart Thoma, Meryemana, Kırklar Kilisesi ve Mart Pityon Kiliseleri de görülebilecek yerler arasında.

Hanlar: Hasan Paşa hanında kahvaltı edip, Deliller hanında da bir kahve ya da çay içebilirsiniz mesela.
Çarşılar: Peynirciler ve yoğurtçular çarşısı, Sipahi çarşısı, Aşifçiler çarsısı

Ayrıca sur dışında On Gözlü Köprü’yü de unutmayalım. Dicle Nehri üzerinde çok eski bir köprü çünkü.

Diyarbakır yakınlarında mutlaka görülmesi gereken eserler: Eğil Peygamber mezarları, Eğil Kral mezarları, Silvan Hassuni Mağaraları

Tabii Diyarbakır’ı sadece sur içinden ibaretmiş gibi düşünmeyin. Gelmişken sizleri modern Diyarbakır’a da bekliyoruz. Ofis, Diclekent, Urfa yolu civarında da bir gezi fena olmaz hani. 

31 Mart 2013 Pazar

Yılmaz Odabaşı

Bu topraklardan geçen şairlerden biri de Yılmaz Odabaşı. Hayatı zorluklarla geçmiş bir şair ama kendisinin de dediği gibi yıllar da acılar da geçmek içindir. Hayat hikayesini buradan okuyabilirsiniz. Ben ona ait en sevdiğim dizeleri paylaşmak istiyorum.

Eloğlu sevdalardan dem tutar,
aşk büyütür yıldızlardan;
senin düşlerin yasak,
dokunamazsın...

Birini sevmişsindir geçen yıllarda.
Açık bir yara gibidir hâlâ.
Hâlâ ne çok özlersin onu,
ağlayamazsın…
              
.....
Yazdırmalısın mezar taşına:
Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın.
Aslında hiç olmadım ben bu oyunda.
Ömrüm beni yok saysın...

      (Ey hayat şiirinden)
--------------
Sevince ölesiye sevilir, kalınırdı
Gidince kırılmış bir dal gibi gidilirdi
Sonra şehirler uyur,kalbim örselenirdi

Ne Diyarbakır anladı beni, ne de sen
Oysa ne çok sevdim ikinizi de bilsen
                         (Diyarbakır Hasreti)

--------------
Uzaklarda kara gözden bir selam vardı
saramadım, soramadım ömrüm zarardı
artık bu ayrılıklardan kalbim usandı
bir gökyüzü, bir duvar, bir resmin kaldı

oysa dünya ne geniş, koğuşum dardı
bıraksalar martılarla randevum vardı...
             (Martılarla randevu şiirinden)


11 Ekim 2012 Perşembe

Diyarbakır'da yemek 2- Onur Ocakbaşı



Ailenizle birlikte Diyarbakır'da geleneksel Doğu mutfağının örnekleri olan kebap türlerini yemek için iyi, hesaplı ve köklü bir yer arıyorsanız Eski Diyarbakır'ın mahalle aralarından birinde, yani hiç ummadığınız bir yerde bulunan Onur Ocakbaşı tam size göre. Bulunduğu yer itibariyle oldukça mütevazı sayılmasına rağmen Diyarbakır'ın en tanınmış lokantalarından biridir. Biz ne zaman Dağkapı civarında yemek yiyecek bir yer arasak hemen aklımıza burası gelir. Günün her saatinde kalabalık olması ne kadar gözde olduğunun bir kanıtı olarak kabul edilebilir herhalde. Adresi: Gazi Cad. Süleyman Nazif Sok. (Akbank Merkez Şube Arkası)

Daha ayrıntılı bilgi almak için www.onurocakbasi.com

26 Temmuz 2012 Perşembe

Çok sıcak çok.

"Temmuz 15'ten Ağustos sonuna kadar bu şehirde kalmamak gerek" derim hep ama her yıl olduğu gibi bu yıl da bu tarihler arasında buradayım. Bu yaz hava alanımız da üç aylığına kapatıldı nedense. Artık bir yere uçmak için önce Batman'a gitmek zorundayız. Meğer hava alanımız ne kadar da önemliymiş. İnsan bir şeyi kaybedince değerini anlıyor. Hava yine çook sıcak. Gölgede 43 dereceymiş ama arabamdaki sıcaklık göstergesi 49'u gösteriyordu. Klimalar olmasa ne yapardık bilmiyorum. Hepimiz sobalı evlerdeki gibi aynı odaya tıkılmış oturuyoruz. Dışarıya pek çıkmıyorum. Zaten yazın mecbur kalmasam gündüzleri asla dışarı çıkmam. Allah bu Ramazan günlerinde dışarıda çalışmak zorunda kalanların yardımcısı olsun.

29 Haziran 2012 Cuma

Sultan dizisi

Sultan dizisini seyrediyor musunuz? Ben beğendim bu diziyi. Diyarbakır'daki insanları olduğu gibi göstermeye çalışıyor en azından. İtiraf edeyim bu diziyi ben özellikle Diyarbakır'da çekildiği için izliyorum. Hani vardır ya. Nasıl gösterdiler Diyarbakır'ı gibi. Şimdiye kadar gayet iyi bence. Tabii o tarihi ev Cahit Sıtkı Tarancı'nın şu anda müze olan evi. En son 50 yıl önce insanlar ailece böyle bir avlulu evde yaşıyorlardı ama olsun. Sonuçta çok iyi niyetli bir çaba var bu dizide. Ne yazık ki o tarihi sokaklarda artık gelir düzeyi oldukça düşük insanlar yaşıyor. Artık gerçek Diyarbakır surların dışında.

Dizideki konuşmalar eleştiriliyor. Diyarbakır şivesini yansıtmıyormuş ama zaten Diyarbakır'da da insanlar eğitim seviyelerine göre farklı şekilde konuşuyorlar. Mesela başrol oyuncusu Nurgül Yeşilçay gayet güzel başarıyor bunu. Babası rolünü oynayan oyuncu da öyle. Diğerleri de her bölümde daha iyiye gidiyorlar. Zaten o kadar da önemli değil bu. Fazla ağır şiveli konuşulan dizileri sevmiyorum ben. Bir tutarlılık olsun yeter. Yakında bütün dizi oyuncularını fahri hemşehrimiz ilan edebiliriz. Bizim bile unuttuğumuz bazı sözleri nereden buluyor bu yazarlar bilmiyorum. Bu arada "bibi" babaanne değil hala demektir. Bunu herhalde birileri söylemiş olacak ki son bölümde bu hatayı düzelttiler. Bence arada hiç olmazsa peynir satıcısı köylülerin birkaç kelime Kürtçe konuşması da fena olmazdı. Aslında yapımcıları da anlıyorum. Şair Nedim Dağdeviren'in Diyarbakır için yazdığı gibi "Yasaksız hangi şiir anlatsın seni?". Yani burada film çekmek zor iş. Ne yapsanız eleştiri alacak. Yine de Diyarbakır için çok iyi bir tanıtım yaptıklarını düşünüyorum. Acaba bu aralar çekim yapıyorlar mı? Yoksa önceki çekimler mi bunlar? Bu sıcakta çalışıyorlarsa oyuncuların arkalarına bakmadan kaçması an meselesidir.

Bu arada Vanlı kardeşlerimize biraz haksızlık oluyor sanki. Kahvaltıcı aileler falan. Bu Diyarbakır'da o kadar eski bir gelenek değil. Biz de Vanlılardan öğrendik galiba bunu. Haklarını yemeyelim şimdi.

Not: Sultan dizisinin karakterleri de diğer benzer dizilerde olduğu gibi apar topar İstanbul'a taşındı. Herkes bu dizilerdeki hızla İstanbul'a taşınıyorsa İstanbul'un haline şaşmamak lazım. Tabii dizinin de hiçbir özelliği kalmadı. Artık izlemiyorum o yüzden.

3 Haziran 2012 Pazar

Introducing Egil, a hidden treasure


Eğil is a small town very close to Diyarbakır city centre (50 km). It is famous for its tombs and ancient ruins, dating back to Asurians. The pictures below reflect some of the historical treasures hidden in the surroundings of this town. In Eğil, you can visit the  tombs of some old Armenian and Asurian Kings as well as the ruins of old castles. The Kralkızı Dam Lake covers some of these ruins but there are still a lot to see. The town also has a religious value because of the tombs of some prophets. Many people go there to send their respect to these prophets and to pray.

Tombs of the Asurian and Armenian kings

Tombs of the Asurian and Armenian kings

The tombs are in rooms connected to one another and these stairs  are passages that connect the rooms. I haven't seen inside but I think you can also go to the castle on top of the hill if you follow the stairs.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Eğil Gezisi

Bu gün farklı birşey yapalım dedik bizimkilerle ve Diyarbakır'a 50 km mesafedeki Eğil ilçesine gitmeye karar verdik. Daha doğrusu ben karar verdim. Eşim de söylene söylene kabul etti. Yok orada ne varmış ki. Yok boşuna gidiyormuşuz falan. Diyarbakır Ergani yolundan Eğil'e doğru saptığımızda farklı bir yere gittiğimiz anlaşılıyordu artık. Eğil'e yaklaşırken bir de yağmur başladı. Bardaktan boşanırcasına. Biz bu yağmurun birazdan duracağını ümit ederek devam ettik. Eğil dağın tepesinde şirin bir ilçe. Bahçeli evlerini çok sevdim.

Eğil

İnternette fazla bilgi bulamamıştım ilçeyle ilgili. Neyse "devam edelim bakalım", diyerek küçücük, şirin ilçenin içinden geçtik. Aşağı doğru inmeye başladık. Bir yandan da orada birşey yoksa eşimin neler söyleyeceğini düşünüyordum. Aşağıda bizi koca baraj gölü karşıladı. Biz buralarda suya hasret olduğumuz için göle benzer herşey çok hoşumuza gider. Bir de içindeki tekneleri hatta feribotu görünce iyice şaşırdık. Eşim, "Ben bunu nasıl daha önce görmedim?" demeye bile başladı. Yağmur durmak üzereydi. Biz de iyice kesilene kadar yemek yiyelim bari dedik. Eşim yine her zamanki kötümser tavrıyla "Burada yemek olmasını bekleme", dedi ama tabii yine yanıldı.
Eğil- baraj gölü

Baraj gölü kıyısında çok şirin birkaç lokanta vardı. Bazılarının resimleri burada gitmek isteyenler için. Ayrıca Karacadağ Kalkınma Ajansı desteğiyle 30 metrekarelik toplam 9 bungalov tipi ev yapmışlar.Yazın gidip orada kalsak mı acaba?

Bungalovlar

Biz yemek için Diyarbakır Valiliği'ne ait olduğunu öğrendiğim "Sosyal Tesisler"e gittik. Harika balık yapıyorlar. Bu arada yağmur durdu ve güneş parlamaya başladı. Tekne gezisi yapalım dedik. Grup fiyatı 20 TL.

Eğil baraj gölü-feribot

Gölü dolaşıp kayalara oyulmuş kral mezarlarının fotoğraflarını çektik. Dünyada buna benzer pek çok yer binlerce turistin uğrak yeri. Burası böyle olduğu için biraz üzüldüm ama bir yandan da sevindim. Kimsenin fazla bilmediği tarihi ve gizemli bir yere gittim ben. Hergün yirmi bin kişi kuyruk olsa o havası kalmazdı sanki. Yani oraya gitmeyin sakın. Bana kalsın istiyorum (şaka tabii.).

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları

Eğil-kral mezarları


Eğil'in tarihi Milattan önce 3 binli yıllara dayanıyormuş. Asurlular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklu, Osmanlı ve ara dönemlerde diğer medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Eğil hakkında ayrıntılı bilgiyi sonunda bir sitede buldum. Meğer Ermeni ve Asur krallarına ait bu mezarların içi boş odalar şeklindeymiş.Siz de buradan ulaşabilirsiniz. Gerçi okuyunca ne hazinelerimiz olduğunu ve bunların kimse farkına bile varmadan suların altında kaldığını anlayıp derin bir ah çekiyorsunuz ama ne yapalım artık kalanları kurtaralım bari.


Eğil-kral mezarları-merdiven

Eğil-kral mezarları
Yukarı çıktığınızda Asur Kalesini görebilirsiniz. Bu kaleye biz çıkamadık. Açıkçası bir uçurumun kenarında olduğu için çocuklar düşer diye korktuk.

Eğil'den çıktığınızda Peygamber Kabirlerini işaret eden bir tabela görüyorsunuz. Orada bir restorasyon sürüyor şu anda.Bu bölgede Zülküfl, Elyesa, Harun-u Asefi,Yunus(Zennun), Melak, Harut peygamberlerin kabirleri var.(1801 yılı Osmanlı Diyarbakır Salnameleri.4/208) Bunlardan Hz.Melak dışındakilerin ismi Kur’an’da geçiyor. Aslında bölge halkı Eğil'e daha çok bu kabirleri ziyaret için geliyor. Manevi bir destek için  gitmeye değer bir yer burası. Tabii restorasyonu tamamlanırsa daha iyi olacak.

Türbeler-restorasyon



Eğil'de yemek

Eğil Baraj Gölü-Sosyal Tesisler

Eğil'de birkaç lokanta var. Biz daha önce de söylediğim gibi Sosyal Tesisler'de yedik. Ama siz diğerlerini de deneyebilirsiniz. Zaten biz yağmurdan kendimizi ilk bulduğumuz yere attık ama memnun kaldık. Gece 10'a kadar açıkmış lokantalar. Yaz akşamlarında da göl kenarı iyi olur hani.

Diyarbakır Kitap Fuarı'na gittim.

Kitap fuarına ikinci günü gittim. Bu yıl okullar da büyük ilgi gösteriyor. Öğrencilerini grup halinde fuara getirip istedikleri kitapları seçmelerini sağlıyorlardı. Çocuklar da bu sayede belki de ilk defa kendi istedikleri kitabı almanın tadına varıyorlar. Ben bir kitap delisi olarak yine kendimi kaybettim ama sonra evde onları nereye koyacağım düşüncesi kendimi toparlamama yardımcı oldu. Kızımın çok istediği "Saftirik Greg'in Günlüğü" serisinden iki kitap aldım ona. Günler öncesinden internette araştırma yapıp Epsilon yayınevi tarafından basıldığını öğrenmiş. Ayrıca oğluma Tübitak yayınlarından "100 Bilimsel Deney" ve kolay çizim yapmayı sağlayan "Kolayca Çizim" Hayvanlar kitaplarını aldım. Daha önce de yazdığım gibi çocuk kitaplarında büyük ilerleme var. Bir Dolap Kitap blogunun yazarlarının niye çocuk kitapları okuduğunu anlıyorum şimdi. Kendime de evdeki yer sorunu yüzünden sadece Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna" kitabını aldım. Aslında Pegem yayınevi bu yıl stand açmadığı için almak istediğim bazı kitapları alamadım. Bugün Cumartesi olduğu için Eğil gezisinden dönerken fuara tekrar uğramayı düşündüm ama önünden geçerken gördüğüm araba sayısı beni bayağı korkuttu. İçerisinin ne kadar kalabalık olacağını düşünüp vazgeçtim. Umarım seneye daha da geniş katılımlı bir fuar olur. Diyarbakır'da Kitap Fuarı düzenlenmesine katkısı olan herkese teşekkürler.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Yaşasın! Kadın otobüs şoförlerimiz var artık.

Geçen gün gördüğüm manzara gözlerimin faltaşı gibi açılmasına neden oldu. Gördüğüm doğru mu diye bir daha baktım. Evet, doğruydu. Meğer Bağlar Belediyesi'nde, AB desteğiyle hazırlanan 'Değişim ve Gelişim İçin Kadınlar Meslek Ediniyor' projesi kapsamında 2 kadın otobüs şoförü eğitimlerini tamamlayarak trafiğe çıkmış. Çok sevindim. Ne diyebilirim ki kolay gelsin. Zaten bu şehirde erkekler kadınlar kadar hızlı değişse herşey farklı olurdu. Belki otobüslerde oldukça kaba bir şekilde konuşan erkekler de biraz kendilerine çeki düzen verir.


25 Nisan 2012 Çarşamba

Diyarbakır Surları

(Surların bir kısmını gezmek için tıklayın.)

Her gün önünden geçtiğimiz surlara hiç şöyle durup da bakmadığımı fark ettim geçen gün. Nereden mi çıktı bu? Uluslararası Diyarbakır Surları Sempozyumu düzenlendi geçtiğimiz hafta. "Surlar mı?" dedim kendi kendime. Ha, şu surlar. Hani insanların taşlarını ev yapımında kullandıkları. Hani restore edeceğiz diye acemi duvarcıların bahçe duvarı örer gibi örüp yamalı bohçaya çevirdikleri. Hani dünyanın başka yerinde olsa insanların bir çiçek gibi korumak isteyeceğinden emin olduğum ama bizim için bir taştan daha değerli olmayan şu surlar. Hani birlikte gezdiğimiz Danimarkalı mimarın dönüp dönüp, "Burada böyle bir şey olduğunu hiç bilmiyordum. Nasıl yani? Ama bu çok önemli." gibi şeyler mırıldanarak kafasını sallayıp durduğu. Yıkın gitsin. Yani ne gerek var ki? Artık sura ne gerek var? Yerlerine otopark falan yapalım ya da şöyle yirmi katlı bir iş merkezi. O bölgeler de çok değerlidir hani. İyi para eder.
Aslında az daha böyle bir yıkım olacakmış. Hatta bir kısmını yıkmayı başarmışlar da. Sıkı durun. Fıkra gibi. 1930'lu yıllarda o zamanki vali birgün sıcaktan bunalınca, "Yıkın bu surları, demiş. Ne bu yaa?(demiştir herhalde) Hava alamıyoruz". Sonra yıkım başlamış. Albert Gabriel adında bir Fransız (mekanı cennet olsun) koşmuş Ankara'ya. Adamcağız Ankara'da ortalığı birbirine katmasaymış bugün surlar bir hikayeden ibaret olacaktı. İnanamadınız değil mi? Ben de ilk duyduğumda inanamamıştım ama ne yazık ki gerçek. Dedim ya yıkın gitsin. Hem böyle hava da alamıyoruz.